Kemal Ergun; “Verin Benim 1 Ağustoslarımı, 14 Ağustoslar sizin olsun”

17/08/2019Güncel, Röportaj

“Bağbozumu kutlamaları 14 Ağustos yani Rumi’nin 1 Ağustos’unda yapılırdı.
1993 yılına dek, kutlamalar İçmeler’de gerçekleşiyordu. Orada şifalı su var. 14 Ağustos günü oraya lunapark geliyordu, çadır sinemaları geliyordu. Çeşme otoyolu yapılıncaya dek o bölge çok hareketliydi. Otoyol yapıldıktan sonra orası tamamen kaderine terk edildi.
Urla’da 2000’lerin ortalarına dek, şaraplık üzüm neredeyse hiç yoktu. Ama üzüm üretimi bölgede her zaman var. Biri “sultaniye” dediğimiz çekirdeksiz, kurutmalık üzüm. Diğeri de razaki dediğimiz çekirdekli, sofralık üzüm.
Eski yıllarda bölgemizde tütüncülük, bağcılık yapılıyor, incir ağaçları var. Ama ağırlık tütün ve üzümde. Kavalalılar gelirken tütünü getirmişler buraya. O dönemden sonra üzüm giderek azalmaya başlamış. Bağbozumunda incirler toplanır kurutulurdu. Üzümler kesilir kurutulurdu.
Şarap üretimi son 10-15 yıldır var.
1900’lü yılların başlarında filoksera hastalığından sonra Urla’da şarapçılık bitme noktasına geliyor. Delice / deli asma dediğimiz dağda bayırda kendi kendine çıkan asmalara aşı yapılmak suretiyle yeniden üzümcülük başlamış. Ama şarap yok. 12 Eylül 1922 Urla’nın Kurtuluşu, Rumlar gidiyor. Burada bağcılıkla uğraşanlar Yunanistan’ın Naxos adasından gelenler. Nakşalı diyoruz biz onlara. Nakşa çok dağlık bir arazi. Ovası falan yok. Dağlarda yamaçlarda kayaları oyarak üzüm yetiştirmeye çalışmışlar. Çok çalışkan bir millet. Hatta Urla’da hala kullanılan bir deyim vardır. Çok çalışkan insanlar için, iri yarı çok iyi çalışan insanlar için Nakşa gavuru gibi çalışıyor denir.
1922’den itibaren Nakşalılar, Rumlar burayı terk ediyorlar. Kalanlar delice asmalardan yeniden üzüm üretiyorlar. O zamanlar bağcılık, yeni sistemler gibi direklere tel gererek falan yapılmıyor. Bonsai ağacı gibi küçücük ağaçlar. Bağ kütüğü diyoruz, zamanı gelince budanır ama sağlamdır. Aşılarla üretilenler sultaniye ve razaki. Bunlardan pekmez yapılıyor, kuru üzüm yapılıyor. Kuru üzüm ilçe ekonomisinde önemli yer tutuyor.
Üzümleri kurutmak için, sığır gübresi ile toprağı harç gibi karararak yerden 10-15 cm yükseklikte platformlar oluşturuluyor. Önce bunlar kuruyor. Sonra da üzümler o platformların üstünde kurutuluyor.
Zenginler kağıt üstünde kurutmuşlar. Ama normalde sergi yerlerinde bu karışım kullanılıyor. Üzümü daha hızlı kurutuyordu herhalde. Gece çiğ varsa, yağmur varsa üzümlerin üstü örtülür, her gün ters düz edilir. Ama esas, üzümleri sermeden önce yapılan bir işlem var. İncir ağacını yakıp külü elde ediyorsunuz. Büyük kazanlarda su ile o kül karıştırılıyor. Daha sonra teknolojinin gelişmesiyle beraber, potasyum karıştırıyorlar. Üzümü önce küllü suya batırıyorlar. Bu işlem kurtlanmayı engelliyor, üzümler altın rengi parlak sarı bir renk alıyor. Bu kurutma işlemi 14 Ağustos’tan sonra başlıyor, Eylül’ün sonuna dek sürebiliyor.
14 Ağustos günü insanlar çalışmazlardı. Yaprak sarması, biber dolması, patlıcan yemeği, katmer, pişi tarzı şeyler yapılır, kavun karpuzla birlikte, İçmeler’de kutlanırdı o gün. Kasaplar canlı hayvan kesip satarlardı. İzmir’den İçmeler’e otobüs seferleri vardı. Daha sonra Kum Denizi keşfedildi. 70’lerin başlarında. Kampların o bölgeye gelmiş olması nedeniyle. PTT kampı, Karayolları, Eshot kampı, Devlet Demiryolları, Polis, Şoförler kampı. Bölge yazın hareketlilik kazandı.
Barbaros, Kadıovacık, Birgi’de yaşayanlar ise direkt Karapınar’a iniyorlardı. Zeytinler, Uzunkuyu da.
1984-85 tarihine dek “1 Ağustos” olarak kutlanıyordu bağbozumu. O dönemin belediye başkanı ilk defa “Bağbozumu Etkinlikleri” dedi. Çeşmealtı’nda Dionysos anısına sınırsız şarap dağıtıldı, genç kızlar yalınayak üzüm ezdiler. O dönem Bağbozumu Şenlikleri olarak yapıldı yani. 2 ya da 3 yıl sürdü bu şarap ikramları. Sonra ürün yarışmalarına dönüştü. Kavun, en güzel üzüm, en büyük üzüm salkımı… En iyi ürünleri yetiştirenlere madalyalar verildi.”