Van

Türkiye’nin en büyük gölüyle, bir gözü mavi bir gözü yeşil kedisiyle, otlu peynirli kahvaltısıyla belleklerimize yazılan Van , bildiklerimizden daha fazlasını hak ediyormuş meğer.
Görene kadar Van gölünün bu kadar güzel bir turkuaz rengi olduğunu, suyunun tuzlu ve sodalı olmasından kaynaklı yer yer beyaz bir renge büründüğünü, Bitlis ili sınırları içerisinde bulunan Nemrut Volkanik Dağının patlaması sonucu, bölgedeki tektonik çöküntü alanının önünün kapanmasıyla oluşmuş bir volkanik set gölü olduğunu, çok sayıda koyu bulunan Van Gölü’nün yüzölçümünün 3.713 km², çevresinin 430 km , en derin yerinin 451 metre olduğunu, deniz seviyesiniden 1646 metre yüksekte bulunduğunu , Van gölünün içinde Akdamar, Çarpanak, Adır ve Kuşadası adalarının, kenarındaysa Van ili ve Edremit, Gevaş, Tatvan, Ahlat, Adilcevaz, Erciş ve Muradiye ilçelerinin yer aldığını, içinde yaşayan tek balık türünün İnci Kefali olduğunu bilmiyordum. Muradiye Şelalesini görmemenin büyük bir kayıp olacağının farkında bile değildim.
Hele hele Van Gölünün oluşmasına neden olan Nemrut Volkanik Dağının Krater Gölünün ya da bir diğer adıyla Nemrut Kalderasının Türkiye’nin en büyük, dünyanın 2. Büyük Kalderası olduğunu hiç bilmiyordum. Bu bilgi eksikliğinin nedeni ,benim hatam mı yoksa ülkemizin yeterince tanıtılamaması mı onu sizin değerli görüşlerinize bırakıyorum.
Adıyaman sınırları içindeki Nemrut Dağıyla karıştırılmaması gereken Nemrut Volkanik Dağı, adını Babil Kralı Nemrut’dan alan ,halen sıcak gaz çıkışı olması sebebiyle uyuyan aktif bir yanardağdır ve 1441 yılında son kez lav çıkışı olmuştur. Nemrut Volkanının Kalderası elips şeklinde olup doğu-batı yönünde çapı 7500 m,kuzey-güney yönündeki çapı ise 6000 m’dir. Göllerden en büyüğü olan Nemrut Gölü, bir hilal şeklinde ve 15km²’lik bir yüzölçümüne sahiptir. Yaklaşık 1.2 km² yüzölçümüne sahip Ilıksu , gerek göl tabanından ve gerekse gölün çevresinden karışan sıcak sular sebebiyle, kış mevsiminde 40 °C’ye, yaz mevsiminde ise 60 °C’ye kadar ulaşan sıcaklığa sahiptir. Bu suyun içinde çözünmüş halde bulunan mineral madde miktarı sıcaklığın da etkisiyle oldukça yüksek olup, genellikle romatizma ve deri hastalıkları tedavisinde termal olarak kullanılmaktadır. Nemrut Gölü’nün suları tatlı ve soğuktur. Su örneklerinin analizi gölün berrak, renksiz, kokusuz ve normal içme suyu lezzetinde olduğunu göstermiştir.Göllerin büyüğü olan hilal şeklindeki gölün rengi mavi, küçüğü Ilıksu gölününse yeşildir.Bu da halk arasında Van Kedisinin gözleri olarak tabir edilmektedir. Bu arada Van’a gelmek için en güzel zamanın ilkbahar ya da sonbahar olduğunu söylemeliyim. Ağaçların yapraklarının renk değiştirmeye başladığı Ekim ayı ile Akdamar Adasındaki bademlerin çiçek açtığı Mayıs ayı renk cümbüşünü gözlemlemek açısından muhteşemdir.

‘’Ahhh Tamar’’ diyerek Van Gölü sularında Ermeni sevgilisine kavuşmak isterken can vermis, Türk delikanlısı. Ve o gün bugündür Ahtamar ya da Akdamar Adası olarak bilinir bu ada. Adada bulunan Akdamar kilisesi, yörede hüküm süren Vaspurakan hanedanından Kral I. Gakik tarafından M.S. 915-921 seneleri arasında Mimar Keşiş Manuel’e yaptırılmıştır. Kiliseyi yaptırmalarının amacı Kudüs’ten İran’a kaçırıldıktan sonra 7. yüzyılda Van’a getirilen Hakiki Haç’ın bir parçasını orada muhafaza etmektir. Kilise Ortaçağ Ermeni sanatını yansıtır. Merkezi kubbeli, dört yapraklı yonca biçimli haç planında yapılmış olan kilisenin dış cephesi kırmızı kesme tüf taşlarından oluşur. Ayrıca alçak rölyef şeklinde işlenmiş pek çok üzüm, bitki ve hayvan motifleriyle süslenmiştir. 1021 yılında Vaspurakan Krallığı yıkılınca 1113’te bu yapı manastıra dönüşmüştür ve Ermeni Patrikliği merkezi olmuştur. Akdamar kilisesi manastır olduktan sonra “Kutsal Haç Kilisesi” ismiyle anılmaya başlamıştır.Yılda sadece bir kez ayin yapılan bu kilise hristiyan dünyası için çok önemlidir.

2 ay kadar önce restore edilerek halka açılan, Urartulardan kalma pek çok esere ev sahipliği yapan Van Müzesi toprak altından çok zarar görmeden çıkarılan tarihi eserlerin zenginliği ve çeşitliliği ile dikkat çeker, bir o kadar da bu kazı alanlarından çıkarılan pek çok eserin yurt dışına kaçırılmış olmasıyla sızlar gönül. İngiltere’den Amerika’ya, İsrail’den Japonya’ya ,Berlin’den Rusya’ya tam 17 ülkedeki müzelerde sergilenmektedir Anadolu’nun tarihi.
Neyse ki şu an 80 yaşında olan ve Çavuştepe Kalesi’nin hala bekçiliğini yapan Mehmet KUŞMAN Urartu dilini kendi çabalarıyla çözerek tarihimize, geçmişimize sahip çıkmakta, gelecek nesillere bu dili miras bırakmak istemektedir.
İşte tüm bu güzellikleri yaşayabilmek ve Van kahvaltısının olmazsa olmazı tereyağı, un ve yumurtanın karışımıyla oluşan muhteşem Murtuğa’nın, Van’da yaklaşık 40 yıl süren kazı çalışmalarında 3000 yıllık bir geçmişe sahip olduğu ortaya çıkan, Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde de yer alan iri çekilmiş buğday unu ve tereyağıyla yapılarak bal ve kaymakla yenen Kavut’un tadına bakmak, midenizi kete ve bazlamayla şenlendirmek istiyorsanız eğer bir gün yolunuzu mutlaka Van’a düşürün derim. Düşürünce de kulaklarımı ‘’az bile söylemiş’’ diyerek çınlatın isterim.