Dünya Dışı Varlıklarla Temaslar

Ufo/dünyadışı uygarlıklar konusunda yaptığı araştırmalar ve yazdığı kitaplarla tanıdığımız Erhan Kolbaşı sorularımızı yanıtladı.

Dünya bir tekamül okulu mudur?
Çok uzun yıllardır süzülüp gelen ruhsal bilgiler 100-150 senedir toplanan deneysel ruhçuluk, sonra tekamülcü ruhçuluk, sonra Neo spiritüalizm bilgileri bize bunu gösteriyor. Sadece dünya değil… Bütün gezegenlerde… Ruh varlıklarının madde bedenine maddi ortamlara bağlanıp enkarne olduğu deneyim yaptıkları, tatbikat yaptıkları ham taraflarını törpüledikleri, görgülerini bilgilerini arttırdıkları okullar olarak düşünmek lazım. Okulların her birinin de seviyesi farklı, bu şekilde bakmak lazım olaya. Bütün okullar birbiriyle aynı programı sunmuyor. Farklı programlar farklı müfredatlar sunuluyor. Varlıkların ya da ruhların deneyim ihtiyaçları farklı. Hepsi aynı seviyede değil, hepsi aynı titreşimsel seviyede değil, aynı bilinç seviyesinde değil… Dolayısı ile her ortam hem maddenin kapasitesi, maddenin yetenekleri olarak hem de titreşimsel olarak sunduğu imkanlar olarak farklı kapasitelere sahip. Onun için her birini ayrı birer okul olarak düşünmek lazım. Sonsuz okullar var diye bakmak lazım.
Sirius’u farklı bir okul olarak mı görmek lazım?
Sirius için çok fazla bilgi var ama metapisişik bakış açısı ile Sirius bizim okulumuzun da bağlı olduğu daha üst bir okul gibi. Öyle düşünmek lazım. Sirius, 80’lerde Ergün Arıkdal aracılığıyla alınan Sirius Misyonu bilgilerinde üstü kapalı şekilde anlatılır. Teksir yasası diye bir şeyden bahsedilir. Her sistem kendi enerji birikimini, kopyalarını ya da kendisine bağlı birtakım sistemler oluşturuyor. Kendi astral enerji birikiminden diğer gezegenler oluşuyor. Sirius, Güneş sisteminiz dahil 28 tane sistemin idarecisidir. Sirius hem bu açıdan baktığımızda hem de kadim bilgilerde Mu’dan beri gelen Sirius sembolizmi vardır. Güneş’in ardındaki Güneş olarak bilinir Güneş tanrısı dedikleri aslında odur, bizim Güneşimizden bahsetmiyor yani. Sirius Güneşi Sirius B’den bahsediyor. Sirius B’yi bizim müfredat programının hazırlandığı sistem olarak biliriz eski öğretilerde. Bunu kanıtlama imkanımız var mıdır? Yoktur ama daha üst bir bilgi gelir, daha farklı bir bilgi gelir değişebilir bu. Ama bizle birlikte hangi sistemlerin oraya bağlı olduğunu bilmiyoruz. Metapisişik bilgiler çerçevesinde baktığımız zaman dünyaya gelen büyük vazifelilerin büyük değişimler yapmış büyük bilgileri, inançları vesaire (dinlere girmeyelim) hepsinin kökeninin orası olduğunu düşünürüz. Yani o okula bağlı, orada planlanıyor birtakım şeyler ders programları vesaire. Dünyanın eğitimi ile dünyanın tekamülü ile alakalı olarak bizim Siriusyen kültür içerisinde yetişmemiz söz konusu.

Korona virüs ile birlikte değişim dönüşüm sürecinin başladığından bahsediliyor. Bu beklenilen değişim ve dönüşüm süreci midir, değişim dönüşüm süreci başladı mı sizce?
Tabii, tam göbeğindeyiz tam içindeyiz bence de. Değişimi hep pozitif olaylar yaratacak diye bir şey yok. Şimdi bize negatif gelir ama 10 yıl sonra, belki 2030’lar da belki 2020’lerin sonunda; “aa! demek ki bu olayın sebebi de buymuş, demek ki bu da gelişime hizmet ediyormuş” diyeceğiz. Her şeye negatif gözlükle bakmamak lazım. Yukarıdan baktığınızda her şey tekamüle hizmet ediyor, gelişime hizmet ediyor. Dualite prensibi.
Bilinçte dönüşüm ne demek?
Bilinçte dönüşüm artık olayların sebep sonuç ilişkisini bizim artık çözebilmeye başlamamız demek. Şimdi biz bir olaya baktığımız zaman onun dünyasal sebeplerini görüyoruz, yani tek yüzeye bakıyorsunuz. Bilinçte dönüşüm iki boyutlu farkındalığın artması demek. Bütün o sebep sonuç zincirlerini taa varoluşa kadar, ruhsal ilkellere kadar uzatmak demek. Oradan başlıyorsunuz görmeye. Aaa! diyorsunuz olaylara baktığınız zaman. Hepsi dünyasal sebeplerden kaynaklanıyor diye düşünürdük, negatif pozitif böyle etiketler koyardık. Aaa! bakıyoruz hiç öyle değilmiş, çok boyutluymuş. Meseleler taa oralara kadar uzanıyormuş. Yavaş yavaş, sizin bilinç yükseldikçe farkındalığınız artıyor. İşte bizim kozalite dediğimiz, yani sebep sonuç ilişkisini, nedensellik ilkesini, sebep sonuç ilişkisini çözebilecek, o zincirin halkalarının uzandığı yeri görebilecek noktaya gitmek bu. Geniş bilinç… Daha farklı daha geniş bakıyorsunuz her şeye. A olayının sebebi B olayı değil sadece. İçinde C de var D de var F de var. Z ye kadar gidiyor.
Görünenin dışında başka şeylerde var…
İşte onları yavaş yavaş kavramaya başlıyorsunuz.
Bizimle temas eden dünya dışı uygarlıklar nereden geliyorlar, amaçları nedir?
Bu konuyu saatlerce konuşabiliriz ama belli bir lokasyon söylemek zor. Her yerden geliyorlar. Her yerden gelebilir ama dünya ile etkileşime girmesinde bir şey varsa, yüksek bir hedef varsa bunlara izin verilir. Gelir burada etkileşime girer. Meraktan gelir, bir melez programı, bir genetik program için gelir. Sadece araştırmak için gelir. Çok sebebi var. Birkaç kitaplık bir konu aslında. Ama kısaca şöyle geçelim. Farklı boyutlardan geliyorlar bir kere. Yani şunu söylüyorlar; sizin 5 duyularınızla algıladığınız evren gerçek realitenin minicik bir kısmı. Siz daha asıl evrenin boyutlarını, sınırlarını görmüyorsunuz. Bunu boyutsal olarak söylüyor, mesafe olarak söylemiyor. Hani bu konvansiyonel araçlarla gidip görebileceğiniz bir şey değil. Aynı mekanda farklı titreşimsel katmanlar var. Ziyaretçiler seyahat etmiyor aslında burada metaryalize oluyor. Ya da bizimle aynı fizik evrenden geliyor ama bizden çok daha ileride gelişmiş bir uygarlık olduğundan bizim bilemediğimiz birtakım şeyleri kullanıyor, seyahat yöntemlerini kullanıyor. Solucan delikleri şurdan burdan bizim teorik fiziğin ancak çözebildiği, uygulamalı olarak daha tatbikat sahasına koyamadığı yöntemleri kullanarak gelen sistemler var. Ama şunu anlıyoruz şimdi herkes gelip etkileşimde bulunamıyor burada. Bir izin mekanizması var yukarlarda bir yerlerde… Buna federasyon deyin daha üst deyin…
Hatırladığım kadarıyla griler var mesela.
En çok onlarla karşılaşmalar var. Tabii bunları bir varlık türü olarak da düşünebiliriz ama daha çok biyolojik klonlar bunlar. Bizim karşılaştığımız vakalarda, bunlar insansı olan türlerle de çalışıyorlar başka türlerle de çalışıyorlar.

Okuduklarımızdan insana benzeyenlerin de olduğunu anlıyoruz. Örneğin Pleiades’ten gelenler…
İnsana benzeyenler var tabii ama tek bir sistemden geldiklerini düşünmüyorum. İnsan formunun evrende çok ortak bir form olduğu anlaşılıyor. Birçok gezegende ortaya çıkmış, bir çok sistemde ortaya çıkmış bir form. Belli bir noktadan sonra bu form biraz daha akışkan hale gidiyor. Geliştikçe titreşimsel olarak…
Sosyal medyada sınıflandırma yapıyorlar. Bunlar bu sistemden, bunlar bu gezegenlerden falan… Ben bunlara hiç katılmıyorum. Bunları böyle katagorize edebilecek durumda değiliz. Çünkü aynı varlık formu evrenin bambaşka iki yerinden, üç yerinden, beş yerinden geliyor olabilir. Aynı koşullar buralarda oluşmuştur. Aynı tekamül koşulları, aynı maddi koşullar… Dolayısı ile aynı bedensel yapıda orada da oluşur. Bu durumu Sadıklar Planı çok güzel açıklar. Ama şimdi bu çok geniş olan ruhsal kısımlara girmek istemiyorum. Her yerden her boyuttan hatta farklı evrenlerden birçok varlık sistemi buraya geliyor ve ziyaret ediyor. Öyle anlıyoruz. Sebep ise önce de dediğim gibi ya bir gözlem tanıma çalışmaları ya da belli yardım çalışmaları. İş birliği halinde birbirleri ile dünyanın yükselişi için, bilincin yükselişi için küçük dokunuşlar yapıyorlar. İnsanlar ile minik minik temaslar kuruyorlar. Temasları, insanın uyku hali ya da değiştirilmiş bilinç hali dediğimiz durumlarda yapıyorlar. Bunu açık şekilde yapmamalarının sebebi de evrensel yasalar. Bu okula müdahaleye belli bir ölçüye kadar izin veriliyor. Düşünün, burada öğrenciler var. Ana sınıfı gibi düşünün Dünyayı, her gelen gelse içeri girse, çocuğa o üçgeni oraya değil buraya takacaksın diye müdahale etse o çocuk gelişemez. Böyle bakmak lazım olaya.
Temas edecekleri insanları neye göre seçiyorlar, nasıl seçiyorlar?
Şimdi şöyle düşünün sizin acaba böyle bir temasa ihtiyacınız var mı? Tekamülünüz bakımından ihtiyacınız var mı? Belki, o diğerinin böyle bir şey yaşamaya ihtiyacı var. Belki siz onu yaşamadan da o bilinçtesiniz zaten. Birinci kıstas bu. Ben şunu anlatmaya çalışıyorum hep; (benim bakışım daha ruhsal) Burada temas kurulanların hepsi aslında enkarne olmadan önce dünyaya bu temasa onay vermiş. Belli projelere katılmaya -genetik projeler, temas projeleri ya da böyle bir dersi böyle bir sınavı böyle şiddetli çok güçlü bir sınavı deneyimi yaşamaya onay vermiş. Enkarnasyon yasalarına inanmayan insanlara benim bu olguyu anlatabilmem çok zor. Tek yaşam meselesine takılıp kaldıysa, ruh beden ayrımı yapmıyorsa kendisini bedenden ibaret sayan bir insana benim bunları anlatabilmem çok zor.
Ben enkarnasyon açısından bakıyorum. Dünya dışı varlıklar kimseye keyfi olarak, rastgele şekilde yaklaşmazlar. Buna da müsaade edilme. Birine gidip yaklaşıyorsa o insan o deneyimi çekmiştir, yaşam planında vardır, tekamül programında vardır. Onlar üst benliği ile onay vermiştir. Yüksek beni ile onay vermiştir. Bu yaşayacaklarından elde edeceği deneyimler vardır. Bir de işin genetik kısmı var. Orada da belli bir genetik hattı takip ettiklerini görüyoruz.Üç, dört jenerasyondan itibaren belli genetik özellikleri belli insanlardan topluyorlar. Varlıksal kütüphane gibi bu genetik yapılar nitelikler başka varlık sistemlerinde kullanılıyor, melez yapılar üretiliyor. Başka gezegenlerde yaşamlar oluşturuluyor. Çok muazzam ve geniş konular bunlar. Biz şimdilik belli genetik özellikleri taşıyanlarında bu temaslara muhatap olduklarını söyleyelim.
Bizimle temasa geçen dünya dışı varlıkların da bir tekamül süreci var mı?
Elbette, tekamül sonsuz. Onlarda bizimle tekamül ediyor. O da bir tür doğu-şark görevi gibi… Buraya gelip bir yardım sunuyor ya da kendisinden alttaki bir varlık sistemine elini uzatıp bizimle tekamülünü yapıyor. Ya da bizden de öğreniyor. Çünkü, insan yapısı da enteresan bir yapı.
Novus adlı kitabınızda bu temasçılardan regresyon yöntemi ile aldığınız bilgilerden bahsediyorsunuz…
Konuştuğumuz bazı temasçılar -hiç abartmıyorum- zırlaya zırlaya ağladılar, ben buraya gelmek istemedim diye. Buraya enkarne olanlar var aralarında, insan bedeninde gelmiş. Bunlar dünya görevini tamamlamaya gelmişler. Dünya belalı bir yer. Burası acayip, çok zor bir okul, çok kompleks bir okul. Duygular çok yoğun. Bu kadar duygu yok diğer sistemlerde, daha rasyonel.
Alıkonmalar dediğimiz durumlar var. Peki alıkonanlar ne kadar süreli alıkonuluyorlar? Bunları arayan soran olmuyor mu?
Kime göre süre… Onlara göre bir süre yok tabii… Orada sizin alındığınız ortamda zaman mekan daha farklı olduğu için zaman akışında belki birkaç saniyeliğine alıyor. Ama burada birkaç saat gibi hissediyorsunuz ya da tam tersi olabiliyor. Gece belli bir saatte yaşanmasının sebebi de bu. Herkes uykuda. Orada sizin bilinç halinizi bir şekilde değiştiriyor. Travmadan korumak için bu şekilde alıyor. Başkalarının tanık olmaları pek öyle mümkün değil. Kadını alıyorlar yanında yatan kocası letarjik uyku dediğimiz öyle bir uyku haline sokuyor ki hiçbir şekilde uyandıramıyorsun o anda zaten.

Dünyanın titreşimi değişiyor diyorsunuz. Dolayısı ile insanların da titreşimi değişiyor. İnsan bedenimiz artık bu durumu taşıyamıyor yanlış anlamadıysam.
Doğru. Benim fikrim öyle en azından. Bu beden yapıları artık bu yeni titreşimsel farkı taşıyamıyor. Öyle ki bir noktadan sonra belki dünyadan daha kitlesel ayrılışlar olabilir. Ama böyle diyerek bir korku yansıtmak istemiyorum. Dünyadan kitlesel ayrılışlar çeşitli görünümler altında olabilir. Bu virüs belki de bu hasadın bir parçasıdır. Bana göre aslında gitmeleri gerekenler gidiyor yani. Buna negatifler onu yaptı, bilmem ne yaptı diyemem. Negatifler yapıyorsa da zaten yukarısının işi olarak yapıyor farkında olmadan. Dünyadan bu yeni döneme uyum sağlayamayacak olanlar belki işlerini tamamlayıp gidecekler. Ölüm diye bir şey yok. Yani herkes yoluna farklı bir şekilde devam edecek.
Yani o zaman ne olacak? İnsanın genetiği de değiştiği için Homo Sapiens süreci sona mı erecek?
Yavaş yavaş. Ayrılacağız aslında… İşlerini bitiren ayrılacak bundan sonraki süreçte…
Belki tekrar daha farklı enkarne olacağız burada…
Ama artık farklı bir titreşimsel yapıdaki bir dünyada yükselmiş bir dünyada da Homo Sapiens barınamaz. Nası ki Homo Erectus’tan nasıl Homo Sapiens’e geçildiyse Homo Sapiens’den de daha başka seviyeye, daha güçlü bir yapıya, yetenekleri daha fazla olan, duyuları beş duyunun çok ötesinde daha evrensel bilince yakın ruhları taşıyabilecek bedenlere geçilecek. Yeni bir Adem modeli… Ondan bahsediyoruz. Sadıklar Planı’nda da yazıyor bunlar. Ben söylemiyorum. Olabilir diye düşünüyorum.
Melez ırk dediğiniz melezler diye tanımladığınız bu insanın ilk öncüleri mi oluyorlar?
Her kozmik devrenin Ademi farklı. Melezlerde -hepsi değil tabi- belki dünyanın yeni yapısının, yeni dünyanın öncüleri olabilirler. Bunların dünya dışı varlık görünümünde olmaları gerekmiyor. Ama dünya dışı genetiği daha fazla olan bir yapıdalar. Melezlerin de bir ölçüsü var. Şu an konuştuğumu söylediğim çocuklar melez aslında. Baktığınız zaman çocukta bir farklılık görmüyorsunuz. Normal bir görünümü var. Ama genetiklerinde dünya dışı katkılar var bu çocuklarda. Genetiklerine dünya dışı katkı oranını artırdığınız zaman bu sefer formda da değişiklikler oluyor. Artık bu formda burada yaşayamıyorlar. Onlar farklı bir amaç için üretiliyor olabilir. O başka bir şey. Dünyanın yeni yapısı eminim ki dünya dışı genetiği daha fazla olan daha katkılı olan daha gelişmiş bir yapı olacak bana göre. Dünya dışı katkılı bir yapı, karışık bir yapı ama form olarak aşırı bir tuhaflık içerecek bir yapıda da olmaz bana göre.
Bilinç olarak yarı süptile mi geçeceğiz?
Pek tabii… Bu sefer o genetik yapıyı taşıyan varlıklarda öyle tam bir maddesel halde olamıyorsun. Geçiş yapabiliyorsun sürekli olarak, benim tahminim o. Dünyanın da maddesel ağırlığı kalmayacak. Bu eski dünya bitecek. Artık o madde de gelişiyor. Çünkü, titreşim hızı arttığı zaman maddenin yeteneği de artıyor. O ruhun yeteneklerine cevap verebilecek hale geliyor. Gelişmiş bir ruh da ancak gelişmiş bir beden yapısına enkarne olabilir.

Temasçıların bazılarının vücutlarına implantlar (çip) takıldığı haberlerini okuyoruz. Bunlar doğru mu? Doğru ise bununla neyi amaçlıyorlar?
Tek bir şey yok. İmplantların bir çok fonksiyonları var. Mutatio kitabımda bunlardan bahsettim. Buna transponder görevi diyoruz. Aynen uçaklardaki gibi… Temasçıyı bulabilmek için sinyal gönderiyor, oradan bir cevap geliyor ve yerini hemen tespit edebiliyorlar. Ama en çok kullanılma alanı aslında nöro-kimyasal salgılarla ilgili. Her duygunun karşılığını topluyorlar. Duyguları öğrenmeye çalışıyorlar. Örneğin korku, sevgi, nefret… Aklınıza ne gelirse. O duygunun kimyasal karşılığını verileri topluyor. Bunları belli bir zaman sonra ya melezlere aktarıyorlar ya da kendi bilgi havuzlarına katıyorlar. Temel olarak böyle her şeyi takip ediyorlar. Ayrıca, dünyadaki iç kirliliğin atmosferdeki, denizlerdeki vs. her şeyin her türlü kimyasalların bizim bedenimizde yarattığı tahribata da bakıyorlar. Bedenimiz üzerinden tahribatı ölçümleyip dünyanın gidişatını böylece izleyebiliyor.
Yazılarınızda değişim sürecinin sancılı ve acılı geçeceğinden bahsediyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız?
Hiç bir gelişme sancısız olmuyor. Bizim sistemimiz böyle çünkü. Biz negatif ve pozitif arasında iki duvara çarparak gelişmeye çalışan bir türüz. Bizim sistemimizin tekamül planı bu şekilde. En büyük sancı, en büyük ızdırap fiziksel olmayandır. Ruhsal olandır, bilinçle alakalı olandır. Dünya görüşü ile alakalı olandır. Mesela bir çok insan en büyük ızdırabı sımsıkı sarıldıkları dünya görüşlerinin çöküşü ile yaşayacaklar. Çok ağır bir şey… Zen rahipleri dünya görüşünün değişmesini büyük ölüm diye tarif ederler. Sıkı sıkıya sarıldığımız madde ilişkilerimiz, Dünyaya bakışımız, evrene bakışımız… Dünya görüşümüzün bir anda altımızdan çekilmesi büyük bir boşluk hali yaratacak. Onun için şunu söylüyoruz insanlara; şimdiden hazırlıklı olun, işler değişebilir. Dünya dışı realitesi ile karşı karşıya kaldığımız zaman patır patır zihnimizdeki duvarlar yıkılacak. O, hazır olmayanlar için çok büyük bir acı, büyük bir ızdırap. Onun dışındaki birtakım jeofizik değişiklikler, hareketlenmeler…Dünyanın kendi evrimiyle alakalı şeyler. Bu da işin maddi görünümü, bunlarda sıkıntılı ama esas şey içte yaşayacağımız durumlar.

Evrensel yasalara göre dünya dışı varlıkların bir tekamül sürecinde olan bizlere müdahale etmemeleri gerekiyor. Ancak, anladığım kadarıyla müdahaleler oluyor. Tekamülde problem mi yaşadık ki müdahale etmek gereği duyuyorlar? Ya da tekamül süreci sona mı eriyor ki bir takım şeyleri yetiştirebilmek için müdahale ediliyor. Tekamülde bir aksamamı var?
Aksama olmaz, asla aksamaz. Bu konuda şöyle bir fikrim var. Devre sonuna doğru artık belli şeylerin daha açık olacağını düşünüyorum. Şu ana kadar ne ders aldıysanız aldınız,tamam. Bu sürecin belli bir finalle bitmesi gerekiyor. Yukarısı artık onu istiyor. Yani bu kozmik devrede bu verimin alınması lazım. Bir amacı var ruhsal sistemin. Bu kozmik devrenin finali ile ilgili bir amacı var. İnsanların belli bir noktada belli bir bilince gelmesi gerekiyor. Artık öyle bir devre gelecek ki bana göre kapaklar tamamen açılacak müdahalelerine izin verilecek diye düşünüyorum. Bu illaki böyle olacaktır diye bir şey değil. Bu benim kendi vardığım bir fikirdir.
Süreç tamamlandığında bizi nasıl bir dünya bekliyor olacak. Mesela artık savaşlar olmayacak hep kardeşlik mi olacak? Nasıl bir dünya olacak?
Ben şu an gördüğümüz dünyanın bir benzeri olmayacağını düşünüyorum. Hem sistem olarak hem de yapı olarak daha ruhsal. Aslında birçok senaryo var ama ben eski dünyanın bütün yapılarıyla tamamen biteceğini düşünüyorum.
Dualite de mi bitecek?
Yok, dualite bitmez. Şöyle düşünüyorum; aynı mekan içerisinde iki ayrı yapı olacak. Biri süptil dünya ki bizim için esas. Diğeri maddi dünya, 3. boyut dünyası. Sıfırlayıp, temizleyip yeni öğrencileri alacaklar buraya. Ama bu maddi dünyada bir de daha akışkan yeni bir dünya oluşacağını anlatmak zor. İnsanlara itici gelebiliyor ya da anlamıyorlar. Ya da çok fantastik geliyor.
Sıfırlanmak dediğiniz şey bir dönemin sona ermesi ya da Mu kıtasının ortadan kalkması gibi bir şey mi?
Evet, tabii. İlahi Nizam ve Kainat kitabında çok güzel anlatır. Mu ve Atlantis belli bir döneme kadar gelmişler. Artık madde onlara hizmet etmemeye başlamış… Dünya sıfırlanmalar yaşıyor ve bunu yine yaşayacak gibi görünüyor. Bir sıfırlanma ortamı şöyle anlatılıyor; (İlahi Nizam ve Kainat – Sadıklar Planı) Artık, madde insanlara hizmet etmemeye başlıyor. Dejenerasyon hat safhada. İnsanların alacakları bir şey kalmıyor ve o noktada bir elemeye tabi tutuluyorlar. Hazır olanlar daha üst akışkan bir varoluş katmanına geçiyor. Dünyayı sıfırladıklarında karalar batıyor çıkıyor, başka karalar çıkıyor, bunlar batıyor, kutuplar değişiyor, dünya eksen değiştiriyor vs. Ondan sonra yeni öğrenciler başlıyor. Fakat, herkes ölmüyor, belli insanlar türün devamı için bırakılıyor.
Nuh Tufanı’nda olduğu gibi mi?
Aslında birkaç tane tufandan bahsederler. Nuh tufanı bence Mu’nun ve Atlantis’in battığı tufan değil. Nuh Tufanı daha ufak çaplı bir şey. Daha lokal bir şey gibi geliyor bana bilemiyorum ama birkaç tane tufan arka arkaya olduğu belli. Nuh tufanı daha yeni 10 – 12 bin yıllık bir dönem gibi geliyor bana. Belki de tufanların son parçası. Aslında yeni bir bilgide Mu ve Atlantis aslında 3-4 tufan geçirerek battığıdır. Bilemiyorum belki hepsini anlatmamıştır kitap ama 10-12 bin yıl önce bir şey yaşandığı belli zaten. Göbeklitepe’yi de tufana hazırlamışlar, piramitler de ona hazırlık. O dönemde Mısır’da mesela büyük muazzam bir su baskını olduğu belli. Biliyorsunuz sfenksten şuradan buradan bunu ölçüyorlar. Hepsi Atlantis ile bağlantılı. Mısır Atlantis kolonisi zaten. Mu’nun en büyük kolonisi Büyük Uygur İmparatorluğu. Asya piramitleri de onlara ait zaten. Ay Yıldız sembolizmi de Uygur’lardan geliyor. Bosna da ki 30bin yıllıkpiramitler de aynı Uygurların. Uygurlar Mu’nun büyük kolonisi… Aslında Mu battıktan sonra bizi belki de o tarihten şu anda ki tarihe taşıyan aradaki bağlantı Uygurlar. Sümerliler’de onların bir kolu, Kafkasya’dan gelmişler. Hepsi aslında Mu bağlantılı.
Kronolojide Uygurlar Sümerlerden sonra gelir ama sizin bahsettiğiniz farklı bir Uygur mudur?
Evet, benim bahsettiğim 40bin, 50 bin yıl önce. Bahsettiğim bütün İspanyadan, Rusya’da Kamçatka’ya kadar bütün Asya ve Avrupa’yı kaplayan Mu’nun en büyük kolonisi Büyük Uygur İmparatorluğu. Uygurlardan Avrupa’ya dağılanlardan bir kısmı; Keltler batıya gittiler, Etrüksler İtalya’ya, bir kısmı Anadolu’ya geldiler. Luviler, Hititler, Kafkasya üzerinden gelen Sümerler. Hepsinde ortak sembolizm, hep ortak.

Exopolitika nedir?
Exopolitika 80 li yıllardan itibaren ilk fikirleri oluşmuş, 90 lı yıllarda daha kurumsal hale gelmiş bir yapı. Washington’da Amerikan üniversitesinde uluslararası ilişkiler doktoru Michael Salla bu işlere eğiliyor. Diyor ki, Dünya dışı varlıklar ve ufolar meselesi deneysel verilerle, pozitif bilimlerle ölçülemez bir noktada. Bunu biz ancak sosyal bilim çerçevesinde kavrayabiliriz diyor. Çünkü ufo gözlemlerine ait bütün veriler vesaire hepsi saklanıyor diyor. Bu aslında esasen siyasal bir süreç diyor. Bu örtbas meselesinden dolayı o veriler saklandığı için bunu matematiksel değerlerle, sayısal bilimlerle çözemeyiz diyor. Bunu ancak sosyal bilim araştırması çerçevesinde biz çözebiliriz ve kökenlerini de siyasette arayacağız diyor. Sonrasında bu örtbas meselelerini ortaya döktüler. Yani bu iş 1930’larda 40’larda başlayan bir süreç olduğunu ve tamamen siyasi bir süreç olduğunu anlatıyor exopolitika. Exopolitika oradan geliyor. Dünya dışı politika demek. Amerikan başkanlarının temaslarını, dünya dışı varlık konularının nasıl gizlendiği, o yapının nasıl kurulduğu falan bunları ortaya döken bir şey. Onun dışında eğitim programları falan yapıyorlar. Bu konularda insanları yetiştirmek bilinçlendirmek için. Bir ayağı siyasette olan yani bu meselenin kökenini siyasette aramamız gerektiğini söyleyen bir enstitü.
Exopolitics Institute… Sanırım siz de üyesiniz.
Evet, 7-8 yıl önce Amerika’da iken eğitim programlarına katıldım. Eğitim programlarını tamamlayınca zaten üyeliğe alındım. Çok düzgün bir kuruluş. Çalışma tarzları çok titiz. Tanıklardan veri topluyorlar. Ortaya çıkan resmi tanıklar en önemli bilgi kaynakları.Devlet belgelerini takip ederler Oradan veri toplarlar, kategorize eder sunarlar. Araştırmacılara destek verirler.
Siz de bir ara Akdeniz Üniversitesi’nde bir çalışmanın içerisinde bulundunuz?
Evet..Akdeniz Üniversitesi bünyesinde 60+ Tazelenme Üniversitesi diye bir sosyal sorumluluk projesi vardı..Orada 1 yıl süreyle “Ufoloji ve Exopolitika” dersi verdim..Sosyal projeye katılanların dışında, üniversitenin diğer tüm öğrencilerine de açık bir programdı.
Galaktik federasyon var mı?
Bir galaktik federasyondan hep söz ediliyor ama ben öyle çok büyük bir yapı olduğuna inanmıyorum. Daha küçük birbiri ile daha uyumlu uygarlıkların bir arada bulunduğu yapılara inanıyorum ama hani dev boyutta böyle tüm galaksi çapında sistemlerin olduğuna inanmıyorum.
Evrensel yasalar nasıl oluşuyor peki?
Evrensel yasalar… Bence ona karar veren galaktik federasyon değil. Bu federasyonu çok aşar. Biraz spekülatif bulduğum bir konu vardır. Federatif bir yapı da mutlaka vardır. Bu çok doğal bir şey. Aynı görüşte giden aynı görüşte olan uygarlıkların birbirleri ile bir takım ittifaklar kurması son derece doğaldır. Carl Sagan bile bahseder bundan ama galaktik federasyon diye bahsetmez.
Galaktik Federasyon’da dünyadan da bir temsilci var mıdır?
Dünyanın temsilci gönderdiği resmi bir yapı olarak düşünmemek lazım. Bunlara biraz uzağız şu anda. Bence daha uzun yolumuz var oralara.
Bütün bu olup bitenlerden devlet başkanlarının da haberleri var mı?
Çoğunun haberi var. Var tabi var.
Onların tavrı nedir?
Onların dünyevi kaygıları var ön planda. Dünyada bir düzenin değişmesi, ekonomik sistemlerin değişmesi bunlar kolay işler değil. Burada 8 milyar insan zaten en ufak bir şeyde virüste vesairede sarsılıyor. Bu realite bir anda gümbür gümbür gelse bir kaos çıkabilir. Bu yüzden bu tür konular saklanıyor. Tabii ekonomik sistemlerin devamı kapitalizmin işine geliyor. Kapitalizmin gücünü kaybetmek istemiyor. Onların baskıları var hükümetlere. Aslında bu iki taraflı. Dünya dışı varlıklar tarafında da bir oto sansür var. Bunlar da evrensel yasalarla oto sansür uyguluyorlar kendilerine. Dünyada şu anki sistemin hemen apar topar çökmesi istenmeyince bu iş böyle bebek adımları ile yürüyor. Ama bir noktadan sonra durdurulamaz bir durum gelecektir. Bilinç kıvamı hazır olduğunda yavaş yavaş verecekler bu şeyleri. işte Amerikalılar ne yaptılar; Space Force kurdular. Space Force üzerinden bir takım ifşaatlar olacak. Resmi olarak Amerikan ordusuna yeni bir birim oldu. Aralıkta Trump açıkladı ve şu an ilan veriyorlar katılım sağlamak için. Tabi şimdi Nasa’nın en büyük iş ortaklarından bir tanesi. Boeing olsun Lockhead firması olsun hep bu yapının içindeydiler. Askeri anlamda ise, Trump tüm birimleri Space Force içinde topluyor.

Bu anlattıklarınızdan sanki bir üst aklın da işin içinde olduğu gibi bir izlenim edindim…
Onlar 40’ların sonundan itibaren özellikle Rockefeller ailesi içinde oldular bu işlerin. Özel sektör ayağının heralde en önemli isimlerinden özellikle Rockefeller ailesi ki zaten Kissinger’larla oldukça dirsek temasında götürüyorlardı işi. Herkesin bildiği bir takım ufo hadiseleri oldu biliyorsunuz. Roswell’dir vs. Ondan öncesi ve sonrası da vardır, tek olay değildir. Şimdi o ufo enkazları ele geçirilince bu yapıyı bu realiteyi kontrol edecek bir yapı kurulması gerekti. Amerika’da bu yapıyı sadece devlet ordu içerisinde kurmuyor. Elde edilen materyalin analizi falan gerekiyordu. Onun için hemen özel sektörü de işin içine soktular ve askeri endüstriyel tesisler oluşturuldu. Özel sektör ayağında da Rockefeller bu konuda hem doğrudan hem bir takım havacılık şirketleri aracılığı ile girdi. Rockefeller ayrıca danışmanlık yaptı başkanlara. MJ-12 diye yapı kuruldu. Bu yapı Amerikan özel sektörü ile beraber bu işleri bu yıllara kadar getirdi. Bunlar ne yaptılar, bir takım yeni teknolojiler 60’lar 70’ler 80’ler de antigravite uçaklarını yaptılar. Ordu bilgileri topluyor verileri özel sektöre aktarıyor, özel sektör de bu verilerle birtakım buluşlar yapıyor. Amerikan özel sektörü öyle gelişti zaten. Rothschild’ler ise daha çok Avrupa kısmı. Onlar bu işlerle çok anılmazlar. Daha çok finansal boyutta görünüyorlar. Ama esasen Amerikan uzay ve havacılık şirketleri ve Rockefeller ailesi bu işin içinde her zaman oldular. Kennedy bu durumu özel sektörden tekrar devlet kontrolüne çekmeye çalıştı ve bunu canıyla ödedi. Ben öyle düşünüyorum. Çünkü öldürülmeden bir hafta önce onun enteresan bir girişimi var.Hem bu konuda bir açıklama yapmaya kalkmış hem de Ruslarla iş birliğine girmeye çalışıyor. Ve CIA’ya memorandum gönderiyor kendi imzasıyla. Tam bir hafta önce Dallas’da bir şeyleri açıklamaya niyetliymiş…
Kabal denilen negatif küresel elit kimler?
Derin devlet işte, bunların merkezi yok aslında. Birtakım ailelerden falan bahsediliyor ama o ailelerin de hepsinin bir birlik içerisinde olduklarını düşünmüyorum. Esasen bu anglo sakson dünyası içerisinde İngiltere’den Amerika’ya uzanan bir bölümü Londra’dır. Bunların merkezi kısmen New York’dur Kısmen siyası ayağı Washington’dadır. Kapitalizm ayağı New York’dadır. idari ayağı aslında Londra’dadır. Böyle bir derin devlet yapısı ve bunun içerisinde birçok şirket var. Uzay ve havacılık şirketleri var teknoloji üreten şirketler var bunların medya ayağı var. Bütün dünyayı bağlayan hava iletişimini kontrol eden -tek tek isimlendirmek çok zor- birçok yapı şu an medya, siyaset, düşünce kuruluşları olarak bunlara hizmet eder. Amerika’da büyük düşünce kuruluşlarına bakın arkasından bunlar çıkar.
Bu değişim sürecinin olmamasını mı istiyorlar aslında? Ya da ne kadar geç olursa o kadar iyi mi diyorlar?
Tabii ki… Şimdi, bir düzen bir sistem kurmuşlar. Değişim olmamasını istediklerini zannetmiyorum ama değişimin kendi kontrollerinde olmasını ve yavaş yavaş olmasını istiyorlar. Değişim olacaksa önce biz ona göre düzen alalım kendi üretimimizi bir ayarlayalım vs. Üretim alanında bir yenileme yapacaksak, yeni bir tarza geçeceksek petrol temelli bir endüstriden elektromanyetik temelli karşıt-yerçekimi (antigravite) yeni teknolojilere geçeceksek önce biz kendimizi ona göre organize edelim, öyle geçelim. Yoksa değişime direnemeyeceklerini onlar da biliyor, direnemezler. Dünyayı tutamazlar ama onlar daha kontrollü ve kendi kontrollerinde istedikleri zaman olsun diyen bir yapı.
Söyleşimizde zaman zaman değindiğiniz tekamül ile ilgili İlahi Nizam ve Kainat, Sadıklar Planı, Sirius Misyonu Bildirgeleri gibi tebliğler var… Neden tüm bu tebliğler Anadolu’da oluyor. Anadolu’nun önemi nedir?
Bu bilgiler Anadolu’ya hediye edilmiş bilgilerdir. Bir külliyat olarak düşünmek lazım. Bahsettiğiniz bu üçlü birbirini tamamlayıcı bilgilerdir. Zamanlama olarak ilk verilen bilgi “İlahi Nizam ve Kainat” ama en son çıkandır. O da zannediyorum son bölümleri nden dolayı yayınlanmayarak daha sonra yayınlanmak üzere notere verildi. Son bölümlerinde artık zaman vererek Dünyanın nasıl bir sıfırlanmaya gideceği anlatıldığı için bu bilgi o zaman için erkendi. Bu bilgiyi yayabilecek bu bilgiyi hazmedip enerjetik olarak yayabilecek kadrolar da demek ki Anadolu’da. Bu bilgileri alabilmekte bir liyakat meselesi derdi o zamanlar Ergun Arıkdal bey. Bu bilgileri her ülke her enerji alanı her coğrafya alamaz. Bu Anadolu’nun liyakatidir derdi. Mu mirasını taşıyan, Mu genetiğini ve o vazifeyi yapabilecek kadroların burada doğduğunu söylerdi. Bu büyük bir vazifedir. Bu bilgi buradan yayılacak dünyaya, derdi. Anadolu’nun vazifesini bence daha tam olarak görmedik ama göreceğiz. Burası özel bir coğrafya. Anadolu kadrosundan bahsedilir Anadolu misyonu kitabında ama Anadolu kadrosu demek bütün Anadolu da yaşayan herkes demek değildir. O kadroya dahil olan bir insan başka bir ülkede de yaşayabilir derdi. O bir farklı bir ruhsal genetik yapı derdi. Ruhsal genetik bir yapı ona dahil olan insanlar bu misyonun içindedir derdi. Siriusyen bir yapı… Anadolu vazifesini nasıl yapacaktır göreceğiz. Ben kendi alanım bakımından şöyle söylüyorum; bu işler dünya dışı meseleleri de buradan çıkacak diyorum. İddialı bir laftır ama öyle hissediyorum öyle inanıyorum. Bu bilgilere dayanarak bu işlerde buradan çıkacak ve dünyaya duyurulacak.
Sizin dünya dışı varlıklarla temasınız oldu mu?
Benim hatırladığım temasım yok.
Güzel sohbetiniz için teşekkür ederiz.