Artı Değer ve Yaratıcılık

17/01/2021Aytuğ İzat, Güncel

“Düşünmeyi öğrendim…
Ardından, kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim…
Daha sonra, sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim..”
Mevlana

Evrende yaşanan ve giderek daha fazlası gözlenebilen tüm oluşumların kökeninde farklıların etkileşimi yatar. İnsan bedeninin oluşum ve yaşayışından, okyanus hareketliliklerine, iklim değişmelerinden, bitkisel ve hayvansal çeşitlenmelere, biyosferden stratosfere nerede hareket varsa, biliniz ki orada farklıların etkileşimi söz konusudur.

İnsan Beyni 

İnsan beyni, varoluşun ilahi kuralları kadar gizemli; evren kadar karmaşık; evrenin görünen ve görünmeyen yapı ve işlevsel ağlarını, kanunlarını keşfetmeye oldukça meraklı ve azimli; yaşamın her rengini, tüm ilişkileriyle birlikte fark edip, yorumlayıp, etkileyecek kadar farkındalığı yüksek, zeki ve akıllı; kendi ilişki ve işlevlerinde kullanacağı nöro-kimyasallar, dil, duygu ve aletleri keşfedip, geliştirecek kadar yaratıcı; her saniye milyarlarca işlemi baş döndürücü bir hızla (ışık hızının neredeyse yarısı kadar..saniyede 400 km) yapacak kadar verimli; bedenin tüm organlarının her işlevinin ve mevcut durumunun farkında, ihtiyaçlarına karşı duyarlı, hastalıklara karşı dirençlerini artıracak kadar donanımlı … ve her haliyle hayret ve hayranlık uyandırıcıdır.

Ama, Şaşkın ve Şaşırtıcı!

Aynı beyin, işlevlerinin özüne inildiğinde, doğası gereği, aslında sadece mantıklı düşünüp, karar vermek için var edilmemiş olup, bireyin sağlık ve güvenliğiyle daha fazla ilgilidir. Yaşamda ayakta kalabildiği sürece, çoğunlukla kolaycı ve kaytarıcı; hayalperestliği gerçekçiliğe tercih eden; zarar ve faturasına aldırmayacak derecede saplantılı ve inatçı; aldatılıp, kandırılmaya teşne; hem korkak hem de abartılı özgüven sahibi; çoğunlukla sürü gibi güdülmekten hoşlanırken, beklenmedik derecede çılgın, uçuk kaçık ve isyankar; kararlarının çoğunda hatalı ve güvenilmez; yanıltıcı mantık oyunları ve hisleriyle karar verici; şaşırtıcı derecede aptal ve şaşkın; yerine göre sıra dışı merhametli veya vurdum duymaz; uyumlu, yardımsever ve halis muhlis olabildiği kadar kural bozucu ve çıkarcı; ötekileştirdiklerine karşı çoğunlukla insafsız ve hatta zalim; tanıdık ve yakın bulduklarından yana adalet yontucu; ve, kendi soyu dahil olmak üzere, dünyadaki diğer tüm varlıklara karşı saygısızlık derecesinde bencildir.
Bu haliyle mucizenin adı, sürekli evrilerek yaratıcı bilince ev sahipliği yapan, beyindir. Haklı olarak da, ağırlığı bedenin %2 si kadar (1.350 kg) olmasına rağmen, enerjiden aslan payını almakta, tüm bedenin kullandığı oksijenin % 20-30’unu, glükozun ise % 25 ini tek başına kendisi tüketmektedir.
Beynin kendisi tek başına bir bütün, yeknesak bir organ olmayıp, farklı evrimsel süreçlerle gelişen, birbirleriyle uyum içerisinde ve çoğunlukla senkronize çalışan, üç ana parçadan oluşmaktadır: Limbik sistem, Beyin Sapı ve Serebral Korteks. Hatta bazı sinir bilimciler, çok sayıda farklılaşmış beyinciklerin koalisyonuna atıfta bulunarak “birleşik beyin” kavramını bile kullanmaktadır. İnsanın günlük yaşamında kullandığı trilyonlarca kimyasal reaksiyonun yaşamımızda en az sinir sistemimiz kadar belirleyici olduğunu da göz ardı etmemeliyiz.
Peki, gelişip hayatta tek başına yeterli hale gelmesi bile çok uzun süren (15-20 yıl) bu şaşkın beyinli insan nasıl oluyor da dünyaya egemen olan en dayatmacı varlık haline gelebiliyor? Medeniyetleri, kültürleri, bilimi, sanatı, soyut düşünmeyi, hiçbir hayvanın asla kullanamayacağı onca teknolojiyi üretebiliyor?

Sır sosyal paylaşımda mı saklı?

Sosyalleşme, türlerin hayatta kalabilmek için, sadece kendi aralarında değil, çevreleriyle de sosyal paylaşımlara muhtaç olduğu gerçeğinden hareketle, her türlü yaşam formu için ön şarttır, yani evet, sır sosyal paylaşımda saklıdır; ancak, sosyalleşme bir türün tek başına küresel hakimiyet kurmasına yetmez, yani temkinli bir hayır akıldan çıkartılmamalıdır. Tüm canlılar, sosyalleşmenin gerekliliğini ve önemini bir şekilde bilmekte ve türlerini milyonlarca yıl ayakta tutmak için sosyal paylaşımın sağladığı çok çeşitli yararlardan nasiplenmek için yoğun çaba harcamaktadır.
Aslında, canlıların hayatta kalması için sosyal paylaşımı şart koşan global bir üst aklın varlığını ciddiyetle tartışmayı gerekli ve yararlı görmekteyiz. Hatta, sadece dünyadaki yaşam için sınırlanmayan, tüm evrensel düzeni sağlayan bir Evrensel Yönetici Akıl varoluş sırlarını açıklamakta daha da işimize yarayabilir! Böylesi bir yaklaşım, hiç şüphesiz, milyarlarca inançlı insanı da tatmin edecektir. Ancak bunu uygun bir zamanda yeniden ele almak üzere dondurup, dünyadaki insan egemenliğinde sosyal paylaşımın gerekliliğini biraz daha açalım.
Sosyalleşme, yaşamın devamı için uygun bir paylaşım ortamı hazırlar. Her organizma, bir bakıma, kendisini meydana getiren hücrelerin toplamından daha fazla, yani “artı değerli” sosyal bir eseridir. İnsan organizması, kaba bir tahmine göre, yüzlerce trilyon hücre ve asalak mikro organizmaların birbirlerine sağladığı dinamik desteğin bir ürünüdür. Covid-19 isimli virüsün tüm insanlara verdiği dersi unutmamalıyız: Gücün özü, daha iri olanda değil, gözle görülmeyendedir. Bu durumda her hücremizin, sosyal paylaşımlar yoluyla, bizi biz yapmada oynadığı büyük rolü dikkatlice inceleyip, keşfetmek zorundayız. Organizmalarda varlığını sürdüren her hücre, kendi çapında, yaşamı destekleyecek bir “artı değere” sahiptir. Her organizma canlılığını paylaşılan trilyonlarca artı değeri kullanarak sürdürür.
Özgür sosyal paylaşım ortamları, “biz ve ötekiler” türü gruplaşmalara, “biz” tanımına uygun grup dinamiklerinin artı değer oluşturmalarına, duygusal ve davranışsal benzeşmelere, benzer kuralların oluşup, “bize özgü” davranışların yaygınlaşmasına yol açar. Özgür ortamını koruduğu sürece, evrimsel bir dinamizme hizmet eder, hatta evrimi hızlandırır. Ancak, her sosyal oluşum, zaman içerisinde, kendi kimlik, kültür ve medeniyetini oluşturup, yaşatmak için dayatmacı ve kısıtlayıcı eğitsel, sosyal ve yasal tedbirleri almaya başlar. Çünkü bilineni tekrarlamak kolaydır ve enerji tasarrufu sağlar. Bu yaklaşımın sayısız yararları olmasına karşın, bireylerin artı değerlerini kısıtlama ve baskılama gibi bir eğilimi de besler. Geleneğini katı kurallarla dayatan ortamlarda, bireylerin artı değer potansiyelleri köreltilerek, israf edilme riskiyle karşılaşılır.

Zenginlik ve medeni gelişme, doğal sonuç olarak da evrim, mevcudun farklı kullanımları ve eldekilere yenilerini eklemekle mümkündür. Her ikisi de farklıyı hayal etme, düşünme, arzulama ve yaratma gayretlerinin er meydanlarında test edilmelerini gerekli kılar. Dayatmacı gelenekçi yaklaşımlarda, farklılaşmalar düzende de değişikliği zorlayacağından dolayı çok makbul karşılanmadığı için, sürü psikolojisini besleyerek, ister istemez yenilenmelere, zorunlu haller hariç, olumlu yaklaşılmaz. Er meydanı yerini şer zindanlarına terk eder.
Din ve ideolojiler de medeniyetin oluşum ve hızının belirlenmesinde çok önemli rol oynarlar: Toplumun egemen güçleri neye inanıyorsa, veya inanılmasında yarar görüyorsa, tüm gücünü o yönde inançlı, canını feda edebilecek yandaş nesiller yetiştirmek için harcar. Her şeyini bu uğurda seferber eder. Yandaşları için fedakarlıkta, cömertlikte sınır tanımaz. Aynı zamanda, aksine gelişmeleri engellemek için de, kural dışına çıkanları caydırıcı ve şiddetle cezalandırıcı otokratik, dayatmacı, zalimane yaptırımlar icat edip, ısrarla uygulamaktan asla taviz vermez.

Artı Değer Derken

yaşamında fark yaratacak keşiflere defalarca vesile olduğuna şahittir. Onlar, topluma katkıları, yani artı değerleri, kendi var oluş maliyetlerinin binlerce kat fazlası olan seçkin insanlardır. Ancak, buna kanıp da, medeniyetin sadece dahi insanların eseri olduğu kanaatine varmamak gerekir. Çünkü, normal veya kusurlu olsun, her insanda, uygun ortamda yeşermeyi bekleyen, az veya çok, değeri sınanmadan bilinemeyen, artı değer yaratma potansiyeli/yetisi vardır.
Evrensel yaşamdaki farklılıkların dansı, türlerde çeşitlenmelere, çeşitlenmeler de zenginliğe ve değişik ihtiyaçlara cevap vermeğe yarar. Mademki farklıyız, o halde bu farkın topluma katabileceği artı bir değeri olmak zorundadır. Evrendeki her element ya da canlı varlık, keşfedilmiş veya keşfedilmeyi bekleyen özel amaçlara hizmet etmek için vardır. Yaratılan hiçbir şey anlamsız veya gereksiz değildir! Evrenin her anını değişik ve canlı kılan, farklı element ve varlıkların iç içe birbirleriyle yaptıkları karşılıklı etkileşim, yani, değiş-tokuştur. Fark olduğu sürece, eksiklik ve fazlalıklardan söz edebiliriz.. fark varsa, değiş-tokuş kaçınılmazdır, hayat vardır ve biteviye zenginleşmektedir. O halde, toplumların nihai amacı farklılıkları törpüleyerek fakirleştirmek ve durağanlaştırmak değil, farklıların varlığını koruyarak çeşitlenip, zenginleşmeye destek olmaktır.
Cehalet ve şaşkınlık bireyi, saplantılı arayışlara ve giderek yaratıcılığa itebilir. Yetenek, bilgi ve becerileri normal sınırların çok altında olan insanlarda özgüven, diğer insanlara mukayese edildiğinde orantısız daha yüksektir. Cehaletinin boyutları hakkında hiçbir fikri olmayanlar, aldıkları riskin boyutlarını bile hesaplayamazken, kendilerini yeterince bilgili, becerikli ve yaratıcı görmeye yatkın, hatta bu konuda oldukça iddialıdır. Bir de saplantılı tutkuları varsa, olmadık hayaller görmeye ve hayallerinin peşinde koşmaya da yatkındırlar.
Bu gibi insanlar, çoğunlukla başarısız olsalar bile, çevrelerine ilham verici, başlangıçta çılgınca görülen, atılımlarda bulunurlar. Onların artı değeri daha önce denenmemişi cesaretle deneme eğilimlerinde yatar: Onlardan daha bilgili, daha yetenekli ve becerikli insanların sonradan, aynı konuda daha fazla başarılı olmalarına örnek ve önayak olurlar. Edison’un da işaret ettiği gibi, denemelerden başarısızlıkla çıkmak, aslında bir kazançtır: Bazı şeylerin denenen yöntemlerle başarılamayacağını öğretir insanlara.
Kumarbazlar, oyun delileri ve hatta sosyopat ve asi ruhlular … Onların artı değerleri farklı şekillerde işe yarar. Onlar, tutucu ve dayatmacı geleneklerin sorgulanıp, yıkılmasına, peşinden de yeni denemelere vesile olabilirler. Çünkü onlar, fark yaratacak değişimleri hayal eder ve her türlü faturayı göze alıp, peşinden koşarken yeni bir değişimin kıvılcımını ateşleyebilirler.
Gelin, hem bireysel hem de toplumsal anlamda, ötekileştirme ve dışlamalara vesile olan kurum, inanç, düşünce ve davranışlarımızı yeniden gözden geçirelim. Tüm canlıları içine alan bir sosyal ağ içerisinde hep beraber, huzur içinde yaşayabilmek için, kendi farkımızı besleyip, kullanırken başkalarının farklarına da aynı fırsatı tanıyalım…
Fark gideren değil, farklılardan yeni farklılar üretmeye yardımcı olalım. Zaten, tüm varlık kendi halindeyken, yaptığı en anlamlı şey de bu!

I am text block. Click edit button to change this text. Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Ut elit tellus, luctus nec ullamcorper mattis, pulvinar dapibus leo.

Konuya ilgi duyanlar, şu eserlerden yararlanabilirler:
Biyolog Edward O. Wilson, The Social Conquest of Earth;
Sinirbilimci Dean Burnett’in Türkçe’ye Aptal Beyin diye çevrilen Idiot Brain;
Klinik Psikolog-Sinirbilimci David Eagleman’ın Incognito: Beynin Gizli Hayatı; Yaratıcı Tür; Beyin: Senin Hikayen; ve Livewired: The Inside Story of Ever-Changing Brain isimli kitapları.
Robert Ornstein ve David Sobel’in birlikte yazdığı, The Healing Brain.
Steven Sloman ve Philip Fernbach’ın ortaklaşa yazdığı The Knowledge Illusion: Why We Never Think Alone
Pulitzer Ödüllü Bilim Adamı, Siddharta Mukherjee’nin Yılın Kitabı seçilen eseri: GEN: Hayli Kişisel Bir Hikaye

error: İçerik Korunmaktadır!