Kurtel Harası

Arif Kurtel’in hobi olarak başladığı yarış atı yetiştiriciliği, bugün Urla’da bin dönüm arazi üzerine kurulu, bünyesinde 1400’e yakın yarış atı barındıran Türkiye’nin en büyük ekürisinin merkezi haline geldi.
Üst üste son iki yılın Gazi Koşusu birincisi atların da çıktığı ekürinin başarıları sadece Türkiye ile de sınırlı değil. Urla’da yetişip ABD’de yarışan taylar sayesinde ABD’de bile Türk atçılığı konuşuluyor. Bizde Kurtel Harası sahibi Nimet Arif Kurtel ve Harayı Yöneten Ercüment Ulaş ile konuştuk.

Nimet Arif Kurtel

“Hayatta hiç bir işi laf olsun diye yapmadım. Hem yetiştiricilik hem de yarışçılıktan kendim ve ailem çok zevk alıyoruz”

Kurtel Harası – 2020 doğumlu taylar

Kurtel Harası’nın sahibi Arif Kurtel yarış atı yetiştiriciliği ve yarışçılıkla ilgili bu işe emekli olduktan sonra bir hobi olarak başlamış. Kendisi gibi ailesinin de bu işten zevk duymasıyla Türkiye’nin en büyük merkezi haline gelmiş Kurtel Harası.

At sahibi olmaya nasıl karar verdiniz?

60’lı yıllarda bir süre İstanbul Bakırköy’de oturdum. Dolayısı ile hipodroma gelip giderdim ve binicilik tarafıyla da ilgili bir tanışıklığım oldu. Uzun yıllardır da İzmir Atlı Spor Kulübü’nün başkanlığını yaptım. Keza çocuklarım da daha lise talebesiyken binicilik tarafında bayağı bir şeyler yaptılar. Biniciliğe böyle bir hizmet verdik. Atı seviyoruz. Ailenin tüm bireyleri için çok farklı bir canlı, bizdeki yeri çok ayrı.

Hobi dediniz ama hem anlattıklarınızdan hem de başarılarınızdan dolayı bu işin hobi olmanın çok ötesinde gayet profesyonelce tasarlanmış bir iş olduğunu görüyorum.

Hayatta hiç bir işi laf olsun diye yapmadım. At satmıyoruz. Yetiştiricilik yapıyoruz. Aynı zamanda at da alıyoruz. At sayımız giderek artıyor. Bu durum bizi biraz zorlasada gurur verici bir tabloya sahip olmak yani yarış atı yetiştirmek, kazanmak bu tarafı daha çok ilgilendiriyor bizi. İşin mali tarafı çok şükür ki bizi ilgilendirmiyor. Türkiye’de atçılık var dedirtebilir miyiz, farklı bir pencere açabilir miyiz diye uğraşıyoruz.

Arif Kurtel – Deniz Kurtel – Melis Kurtel Emin – Ayşegül Kurtel 

Her at sahibi Gazi Koşusu’nu kazanmak ister…

Büyük bir emeğin en anlamlı ve en büyük ödüllendirildiği bir yarış. Gerçekten çok büyük bir emek var yetiştiriciler ve atı hazırlayanlar açısından. Buralara gelmek için çok meşakkatli bir süreci aşıarak geliyorsunuz.
Asıl işim madencilik. Sorumluluk isteyen bir iş. Buradan fırsat buldukça atlarla ilgileniyorum. İşlerim gereği sabah erken kalkarım. Sabah 5.00 ile 7.00 arası ilgilendiğim atlarla alakalı mesul olan arkadaşlarla konuşuyorum, bilgi alıyorum. At işi bittikten sonra da esas işimiz başlıyor. Önemli yarışları da bazen yerinde gidemediklerimi de televizyondan izliyorum. Bir anlamda at sayımız fazla olduğu için geren alakayı gösteremiyoruz da diyebiliriz.

Yurt dışında yarış izlemeye gider misiniz?

Yurt dışı diyince Amerika çok farklı bir çizgi. Çünkü orada rekabet çok üst düzeyde. Çok önemli kan atları var. Çok ünlü yetiştiriciler var. Çok büyük aygır işletmeleri var. Keza kendilerinin çok büyük bir kısrak portföyü var. Dolayısıyla onların arasından sıyrılıp başarıya ulaşmak sınıf yarışları için epey zor bir olay ama bizde hasbel kader bayağı ciddi birkaç kana sahip olduk. Dolayısıyla biz de onların heyecanını yaşıyoruz. Yetiştiricilik yapıyoruz. Ve yurt dışı satışlarında aşağı yukarı en pahalı fiyatı gören taylarımız oldu. Satmadık. Tercihimizi bu yönde yaptık. Biz de acaba önemli yarışlarda bir varlık gösterebilir miyiz diye bir hayalin peşinden gidiyoruz. Bu iş zaten hayal işi. En sevdiğim yönü belki de bu. Hep hayal ediyoruz. İnsanı 2-3-4 sene ileri taşıyan bir proje gibi görüyorsunuz yaptığınız yatırımı. O bakımdan insanı böyle ileri tarihlere taşıyor olması çok ayrı bir heyecan.

At sahipleri arasında rekabet var mı?

Tabii ki, bunun doğasında yarışmak var. Challenge var. Yani, daha iyi yapabilmek, daha iyi koşabilmek… Bana göre futboldan da daha öte bu. Zaten iddialı olamazsanız bir şeyleri becermeniz de pek mümkün değildir. Tabii o iddia öyle kuru sıkı olmuyor. Yaptığınız yatırım olsun, gösterdiğiniz ilgi olsun keza çalıştırdığınız ekip olsun, eğer bunlar yerli yerine oturmuşsa başarı da gelebilir. Tabii bütün hayalimiz yurt dışında bir başarı kazanabilmek. Bununla ilgili kendimize göre, kendi bütçemiz çerçevesinde bayağı ciddi, güzel yatırımlar yaptık. Ama bunun neticesini hemen görmek kolay olmuyor. Uzun vadeli işler bunlar. Şimdilerde artık ciddi bir şeyler olmaya başladı.

Yurt dışında başarı kazanmak uzun ve maliyetli bir süreç…

Tabii bu öyle ama bizim yetiştiricilik yaptığımız yer yani Urla’daki kendi çiftliğimiz. Neticede şöyle bir deneyimimiz oldu; bizim Urla’da yetiştirip Amerika’ya gönderdiğimiz ve büyük işler yapmış atlar var. Mesela Victory Gallop’tan olma bir kısrağımız Amerika’da pist rekoruna sahip. Keza yine Urla’da yetiştirip de Amerika’ya gönderdiğimiz Seventh Sense diye bir atımız vardı, o da yarış hayatına çok iyi başladı ama ufak bir talihsizlikten sonra biraz performansı düştü. Çünkü bizim çok kolay geçtiğimiz atlar, hatta bir tay nasıl bu kadar canavar yarışı yapar diye tanımlanan yarış sonrası – ki orada Türk atı olarak tanınıyordu – çok ciddi performans gösterdi. İleriki zamanda o geçtiğimiz atlar Pegasus Cup’ta tabela yapan Amerika’nın en ciddi atları oldular. Bunlar bizim10 boy önde vurduğumuz atlar… Şimdi böyle olunca bizim Urla’da yetiştirip Amerika’ya gönderdiğimiz atlar çok ciddi işler yapınca, orada da bir çiftlikte, bir Amerikalı dostumuzun çiftliği- ki başında da Murat adlı bir Türk arkadaş var – bu çiftliği biraz genişlettik. Çiftlik güzel, iyi de kan atlarımız var. Aygır için ciddi yatırım yapıyoruz. Milyonlarca dolar swap bedeli ödüyoruz. Bunların da karşılığını beklemek için gereğini yapıyoruz. Zannediyorum yakında bir şeyler göreceğiz gibi gözüküyor.

Ercüment Ulaş

“Bizim burada atçılıkla ilgili olan işimiz atı yetiştirip, yarıştırmak. Yetiştirip satanlar var, hem yarıştırıp hem satanlar var, bir de bizim gibi yetiştirip yarıştıranlar var.”

Ercüment Ulaş

Kurtel Harası ve atçılıktan kısaca bahsedermisiniz?

Uzun yıllardır Kurtel Harası’nda yöneticilik yapıyorum. 40 yıldır Arif Kurtel ile tanışırız.Kurtel harası sahibi Arif Kurtel’dir. Kendisinin çocukluktan beri atçılığa bir merakı varmış. Arif Beyin yine eski arkadaşlarından biri de ünlü bir jokeydir. Dediğim gibi merakı çok geçmiş senelere dayanıyor.
Atlarımız genelde bu harada yetiştirilir. Burada kırılır. Atın kendi doğasından gelen bir vahşiliği var. Ne kadar evcil hayvan olsa da daha tam anlamıyla evcilleştirilmiş sayılmaz. Bu bir süreç. Bana göre dünyanın en ürkek hayvanlarından bir tanesi. O nedenle jokeyler dahil ata binmek isteyen pek çok kişi kaza geçirmiştir. Atı çok iyi tanımak lazım. En kıdemli jokeyleri bile üzerinden atabilir.
Bizim burada atçılıkla ilgili olan işimiz atı yetiştirip, koşturmak. Yarışçılık. Yetiştirip satanlar var, hem koşturup hem satanlar var. Bir de bizim gibi yetiştirip yarıştıranlar var. Fakat bunların sayısı çok az.

Burası büyük bir çiftlik. Bir çiftlik en az ne büyüklükte olmalı?

Bu işin hakkını vermek istediğinizde 10bin dönüm yer gerekli. Herkesin altından kalkabileceği bir iş değil.

Kurtel Harası – 2020 doğumlu taylar

Epey miktarda atınız olduğunu söylemiştiniz. Bunların hepsi yarışıyor mu?

Sahalarda koşmakta olan 300 atımız var. Diğerlerini kısraklar, aygırlar, taylar oluşturuyor.

Atın kırılması ne demek?

Atın geme alıştırılması, üzerine biniş takımları konulmasına alıştırılması, kantarmalara alıştırılması işlemi ve sonrasında atın size itaat etmesine atın kırılması diyoruz. Kötü huy demeyelim ama yarışa karşı huylarının köreltilmesi olayı. Aslında ata eğitim veriyoruz. Tayları küçükken yedeğe alıştırıyoruz. Annesi yanındayken o da annesinin yanında dışarı çıkıyor, içeri giriyor. Bunları kendi başına yaparsa eğitim çok zorlaşıyor. Eğeri üzerine aldıktan sonra aşama aşama insana tabi olmaya alıştırıyoruz.

Atların yarışlarda en verimli olduğu yaşlar desem?

Arap atları 3 yaşından itibaren koşmaya başlar. Takip eden 3 sene en verimli oldukları zamanlardır. Ama bundan sonrada koşar, hep koşar…
İngiliz atları ise 2 yaşında koşmaya başlar.

İngiliz atı ve Arap atı yarışlardan tanıdığımız iki safkan at. Biraz bahseder misiniz?

İngilizin atı yok aslında. İngiltere’ye at Osmanlı’dan gitmiş. Bir Türk atı da yok aslında. Akalteke var ama o da yarış atı değildir. Türkmen atıdır. Çok dayanıklıdırlar. Çook uzun mesafeler kat edebilirler. Yarış atı öyle değil. Bir Gazi koşusu 2400 metre. At bunu koştuğu zaman çok yoruluyor. İyice dinlendirmek gerekir. Ancak kendine geliyor. Daha doğrusu Gazi Koşusu’na kadar başka yarışlarda da koştuğu için en son Gazi Koşusu’nu da koşunca çok yoruluyorlar. Yarış kanı olan safkan dediğimiz bu atların doğası hızlı koşmak, yarışmaktır. Sırf yarışa adapte oldukları için ayakları ona göre, yapıları da ona göre ve huylarıda buna uygundur.

Safkanların doğasında yarışmak var yani…

Mesela padokta iken koştuklarını gözlemleyebilirsiniz. Buna biz diyelim oynaşma, siz deyin yarışma… Taylar padokta gün içerisinde birbirleriyle rekabete girerler. Padokta 6 at varsa 6’sıda birbiriyle rekabet yapmaz. Hepsi birlikte oynarlar ama bunlardan 2 tanesi rekabete girer ki bunlar baskın karakterli taylardır. Bu bir üstünlük denemesidir. Tek başına olan atların koşması ise strestendir. Daha çok arkadaş ararlar koşarak. Bir de idmanlarda tayın yanına bir tay daha koyup geçmesini sağlayarak idmanı hareketlendirebilirsiniz.

Yarışlara gelirsek, nasıl kategorize ediliyorlar?

İngiliz atlarının ve Arap atlarının ayrı ayrı yarışları oluyor. Bunlar birbirine karışmaz. Ama son zamanlarda kendi içinde yapabildikleri kadar çok kategoriye ayırıyorlar. Çünkü eskiden sadece hafta sonu yarış vardı. Şimdi her gün her yerde yarış var. Yarışları çeşitlendirmeye çalışıyorlar. Mesela 3 yaş Arap atı yarışları, dişiler, erkekler vb.

Kurtel Harası’nda hangi cins atlar yetiştiriliyor?

Burada daha ziyade İngiliz atları yetiştiriyoruz. Arap atları ise diğer haramızda yetiştiriliyor. Burada seçkin olarak değerlendirdiğimiz atlarımız var.

Seçkin dediniz. Biraz açabilir misiniz?

Bunlar çok başarılı kısraklar ile çok başarılı aygırların taylarıdır. Bunlar seçkin olarak nitelendirilir. Yetiştirilmede birazcık ayrım yapıyorsunuz. Mesela bu şekilde yetiştirdiğimiz başarılı 2 atımız var. Son 2 Gazi Koşusu’nun birincileri oldular. The Last Romance 93. Gazi Koşusu’nda, Call to Victory ise 94. Gazi Koşusu’nda birinci olarak bize büyük mutluluk yaşattılar.

Melis Kurtel 93. Gazi Koşusu’nun ardından o anları şöyle anlatıyor; “Hepimiz çok heyecanlıydık. The Last Romance’ın finish çizgisini birinci geçmesiyle heyecanımız büyük bir mutluluğa dönüştü. Ekibimizle bu koşuya çok iyi hazırlanmıştık.”
Anne Ayşegül Kurtel ise; “ Aslında bu başarılar eşim Arif Kurtel’in çabalarının sonucu. Onun tutkuları ve büyük gayretleri sonucu bu başarılara ulaştık. Antrenörlerimizden, seyislerimize ve tabii ki başta jokeylerimize kadar ekip olarak gerçekten de çok iyi bir ekibiz.”

Evet, biraz da Gazi Koşusu’ndan bahsedelim…

Bize Ata’mızdan mirastır. Her sene İstanbul Veliefendi Hipodromunda 2400 metre olarak koşulur. Bu yarışa o sene 3 yaşındaki İngiliz atları katılabilir. Ancak, bir puanlama sistemi vardır. Gazi koşusu öncesinde yapılan yarışlarda aldıkları handikap puanlarıdır bunlar. Bu puanları handikapörler veriyor. Puanı tutan ve diğer kriterleri uygun atlar bu yarışa girmeye hak kazanırlar. Başka kriterler de var. Erkek tay deneme, dişi tay deneme gibi.
Sait Akson Yarışı var. Bunlar önemli yarışlar. Bunları kazanmak gerekir. Her zaman favori atlar çıkmıyor. Bu ender olur.

Dört ayaklı darphane olarak tabir ediliyor bu hızlı ve güçlü atlar…

azi koşusunun elbette bir maddi değeri var. Aşağı yukarı 3 milyona yakın bir para. Bir de Sait Akson Koşusu, Gazi Koşusu ve Ankara Koşusu olmak üzere Triple Crown dediğimiz bir 3 ayak var ki bu üç yarışı da kazanırsanız bir Gazi Koşusu kadar daha gelir elde ediyorsunuz. Ama bizim gibi büyük eküriler için paradan ziyade Gazi Koşusu’nda yarışmanın onuru daha önemli.

Gazi Koşusu’nu kazanmanın getirisi maliyetlerin karşılanması bakımından önemli bir rakam olmalı…

Elbette önemli. Çünkü, sahip olduğumuz atların götürüsü de fazla. Bütün atlarınızla yarış koşamazsınız. Sahada koşan atlarımızın dışındakiler ki onların yetişene kadar ki masrafları var.

Bu sene favori atınız var mı?

Var elbette. Ama bunlar bize göre favori atlar. Yarış günü geldiğinde en iyi at bile gününde olmayabilir. Buna da hazır olmak gerekir.

Urla’yı özellikle mi seçtiniz?

Biz İzmirliyiz. Atçılığa başlamak için arazi almaya karar verdiğimizde en uygun yer Urla’ydı. İzmir’e yakın çiftlik olabilecek arazi çok da başka bir yerde yoktu. Belki Kemalpaşa olabilirdi ama bu tarafta yaşayan bizler için biraz ters kalıyordu. Öte yandan Urla’nın yeşilliği, iklimi de bize cazip geliyordu. Tabii şimdi herkese cazip geliyor.

Urla’nın cazibesi fiyatların uçmasına da sebep oldu. Dolayısıyle sizin şu an hara olarak kullandığınız bu geniş arazi de bir hayli değerlendi. Bu durum yeni düşünceler yaratıyor mu?

Evet, arazimiz değerli. Ama şimdilik satmak gibi bir düşüncemiz yok. Hayatımız, yaşantımız İzmir’de. Burada devam ediyoruz.

“At işi bizden sorulur” deseniz pek de yalan olmaz galiba…

Olmaz belki ama iddialı olur. Büyük eküri olmak merakın da ötesinde bir tutkudur.

error: İçerik Korunmaktadır!