Laf Lafı Açıyor

Tarım, üretim, yerel ürünler, coğrafi işaret ve daha pek çok konu…

GK- Bilge, bizler seni tanıyoruz ama kısaca kendini tanıtabilir misin?
BK- Ben Ziraat Mühendisiyim. İzmir Ticaret Borsası’nda Ar-Ge uzmanı olarak çalışıyorum. Ayrıca, bir arkadaşımla da 8 yıl önce başladığımız Apelasyon adında bir e-dergimiz var. Ki sizin de zaman zaman yazılarınız yayımlanıyor. Apelasyon sayesinde de basın mensubu oluverdim. Gazeteci, yayıncı gibi bir kimliğim de oluştu.
GK- Ar-ge yapınca o bilgilerin yazılması, paylaşılması ihtiyacı doğuyor, doğal olarak. Bu arada Apelasyon şahane. Çok değerli yazarlar, dolu dolu insanlar yazıyor dergiye. Bir de değişimli yazdıkları için her ay farklı isimler oluyor ve derginin enerjisi yükseliyor
BK- Bu pandemi döneminde instagram canlı yayınlarıyla biraz öne çıktım aslında. Canlı yayınlara pandeminin ilk günleriyle birlikte başladım. Benim yola çıkış noktam yerel üreticiler, genç girişimciler, kadın girişimciler, kooperatifler ve kadın kooperatifleriydi. Birdenbire instagram da benim uğraşı alanıma girdi. Hatta “Tarım ve Gıda İnfluencer”ı oluverdim. Ama bu benim zevkim, hobim. Bu sayede Türkiye’nin 81 ilinden arkadaşlarım oldu, her yere, her eve girdim çıktım. Değişik bir duygu bu.
GK- Söylemek istediklerimizi, sesimizi duyurmak için çok güzel bir alan. Hepimiz televizyonda canlı yayınlar izliyoruz ama izleyici olarak katılamıyoruz, yorum gönderemiyoruz, cevap alamıyoruz. İnstagramda katılanlar, izleyenler soru sorabiliyor ya! Ve biz onlara cevap verebiliyoruz ya! Bu çok hoşuma gidiyor. Son derece özgür, sesimizi duyurabileceğimiz güzel bir paylaşım ve iletişim alanı. Sen de bu alanı çok güzel ve verimli kullanıyorsun.
BK- Çok teşekkürler. Dediğiniz gibi bu dönemde instagram bir var olma aracı, sesini duyuramayanlara sesini duyurma aracı oldu. Markalaşmak isteyenlere de markalaşma aracı… Mesela ben Bilge Keykubat’tım ama son bir yılda instagramda tanınırlığım arttıktan sonra yeni bir Bilge Keykubat oldum.
GK- Evet, tanınırlıklarımız yeni bir boyut kazanıyor.
BK- Markalaşma çok önemli. Ben kendi adıma instagramı bir çeşit markalaşma aracı olarak kullandım. Hayatımın bütün karelerini yansıttım. Gezdiklerimi, ailemi, eşimi, çocuklarımı, annemi babamı sayfamda koyuyorum. Olduğum gibi…
GK- Yani en doğal halinle instagramdasın. Bağlardasın, budamalardasın, zeytin haşatındasın, zeytinyağı tadımındasın vs. vs. Şu sıkıntılı ve bunalımlı dönemlerde canlı yayınlarla farklı bir şeyler de yakaladık. O nedenle bu canlı yayınlar güzel oldu. Sen bu canlı yayınlarla birçok üretici ve girişimci ile tanıştın, konuştun. 500’e yakın canlı yayın yaptın. Bireysel, aile şirketi ya da büyük markalar olarak yer aldılar bu yayınlarda. Bunların büyük bir kısmı çok değişik yaşlardayken kimisi de genç hatta kadın girişimciler olup, kooperatifler de vardı aralarında. Onlar senin sayende seslerini duyurma imkanı bulurken sen de aslında çok ciddi bir fizibilite çıkarttın ortaya. Elinde pek çok bilgi birikti, pek çok tespitler yaptın. Belki ileride bunlarla bir kitap bile yazabilirsin.

BK- Üç tane ajanda doldu. Not alıyorum konuşurken. İlgimi çeken ne varsa not aldım.
GK- Bu pandemi dönemi bazı işlerin hızlanması için fırsat oldu. Mesela kargolarla bir yerden bir şeyleri sipariş edebilmek. Evde kapalı kaldık, markete gidemedik. Marketler açık olsa bile korunmak için gidemedik. İhtiyaçlarımızı gidermek için alış veriş sitelerinden alış veriş yaptık. Bu alış verişi de pazardan almış gibi taze olsun, markette kavanozun üzerini okumuşum gibi güvenerek alabileceğimiz, yani salçamızı, yağımızı, makarnamızı her şeyimizi bu üreticilerden internet üzerinden sipariş ederek istedik. Bir keresinde kargomu almaya gittiğimde gözlerim yuvalarından fırladı şaşkınlıktan. Kargonun teslimat bölümü adeta bir markete dönüşmüştü. Şimdi sen yaptığın çalışmalarla Türkiye’nin her yerinden üreticilere ulaşıyorsun. Seni mutlu eden gördüğün en önemli gelişme neydi?
BK- Beni etkileyen çok şey oldu. Bir kere ben o insanların deneyimlerini aldım. O deneyimlerle ajandalar doldurdum. Dünyadaki en güzel, en doğru bilgi aslında bu. Çok değerli. Onların deneyimleri benim ve herkes için önemli. Ama beni etkileyen en önemli birkaç şeyden bir tanesi Hakkari’de bir kadın kooperatifi. Onların çalışmalarından, yaptıklarından. Adları “Çiçeklerin Özü Kadın Kooperatifi”. Ben canlı yayınlar sayesinde onlara ulaşabildim. Oradan bal siparişi verdik. Evimde onların balından tüketiyorum. Herkese de tavsiye ederim. Kısıtlı olanaklarına rağmen taa Hakkari’den İzmir’e ürün gönderebildiler.
GK- Mesela onların ürünleri diğerlerine göre ürünleri daha farklı mıydı?
BK- Örneğin Hakkari’den gelen o bal. Biz burada çam balı yemeye alışkınız. Ben de çam balı severim ama çiçek balı geldi. Serde de biraz tadımcılık var ya! Hiç almadığım çiçek aromaları aldım. Bir de iyi bir bal tüketicisiyim. Yılda 50 kiloya yakın bal tüketiyoruz. Çok ciddi bir rakam aslında. Hakkari’den gelen balda daha önce hiç almadığım bir aroma hissettim. Hemen arayıp sordum: “Ne var bunun içinde?” İsimlerini ilk defa duyduğum çiçeklerden bahsettiler. Ben bundan çok etkilendim. Gözümü kapattım ve Hakkari’nin ovalarını, dağlarını, kar altında kalmış çiçeklerini, o kadınların onları arayıp bulmalarını… Bunları hissedebildim açıkçası.
GK- Hayal edebiliyorsun yani. Endemik çiçekler, bitkiler… Kars, Artvin yörelerimizden de gelen çiçek ballarında da hakikaten o farkı görüyorsunuz. Bölge değiştiği zaman lezzet ve aroma farklılıkları ortaya çıkıyor.
BK- Bir de Fethiye’den 23 yaşlarında bir kardeşimizle sohbet ettik. Daha üniversiteyi bitirmemiş, İstanbul’dan Fethiye’ye gidiyor. Bölge halkını organize ederek ürünlerinin satışı için bir web sitesi oluşturuyor. Bence ciddi bir başarı.
GK- Adana’dan yaptığın bir yayında, İstanbul’dan yaptığın başka bir yayında ve nicelerinde bizi bu türlü insanlarla sıkça tanıştırdın. Gençlerin bu işe gönül vermiş olmalarından ben çok mutlu oluyorum. Çok şükür ki doğaya döndüler, toprağa döndüler. Çünkü, insanlık olarak hayatın orada olduğunu anlamamız gerekiyor. Su, hava, toprak… Yani hayatımız yaşamımız bunlara bağlı. Toprağın, doğanın verdiklerini biraz da biz çabalayarak ortaya bir şeyler koyup ihtiyacı olana ulaştırmak. Hem kazanç kapısı hem de karşılıklı mutluluk ve memnuniyet.

BK- Biz ne için yaşıyoruz? Sağlıklı, uzun ve kaliteli yaşamak için gayretimiz. Kaliteli yaşam için beslenme ve gıda çok önemli. Baktığımız zaman Anadolu dünyanın en verimli toprakları. Ben bir Ziraat Mühendisi ve toprak aşığı olarak, meslek aşığı birisi olarak çok şanslı birisi olduğumu düşünüyorum. Yeter ki biraz çalışalım, farklı düşünelim, biraz girişimci olalım. Tabii birçok bahane de üretilebilir. Maliyetler çok yüksek, destek yok vb. Hepsine katılıyorum. Çünkü, direkt üreticilerin içindeyim, eski bir kooperatif çalışanıyım ve sektörün her noktasını biliyorum. Bahaneye gerek yok, her zaman her şey başarılabilir.
GK- Bu gibi işlere girmeyi düşünen muhakkak vardır. Tavsiye eder misin?
BK- Kesinlikle. Beni çok çeşitli yerlerden çok arayan oluyor.” İzmir’e geliyoruz.”,” Hayvan çiftliği kuracağız.”,” Zeytinlik yapacağız.”, “Bağ yapacağız, şarap yapacağız.” Ben şunu diyorum. Paranız var mı? Var. Peki, bu paranızın bir süreliğine geri dönüşü zor. Sonra mental olarak hazır olmanız gerekiyor. Köyde yaşamak, arazi koşulları herkesin dayanabileceği gibi değil. Herkes heves edebilir ama öyle herkes köyde yaşayamaz, hayvanlarla uğraşamaz vs. Bunlara hazırlıklı olmak, mental olarak hazır olmak çok önemli. Zor bir şey. Ama hazırlıklı olduktan sonra gelecek parlak diyebilirim. Tarım ve gıdanın geleceği parlak.
GK- Ben de öyle görüyorum. Kesinlikle gelecek tarımda. Gelişen teknoloji de bu tarım işlerini bir hayli kolaylaştırıyor. Bir takım alanlarda genç girişimcilere devlet tarafından destek var.
BK- Evet. Devlet destekleri var. Farklı kurumların ve Avrupa Birliği’nin hibeleri var. Örneğin İzmir Ticaret Borsası olarak “Tarım Gençlerle Yükseliyor” adı altında bir projelerimiz var. Gençleri teşvik etmek ve destekleme adına önemi bir proje. Sektörün her alanında bu tür projeler var. Bunlar birer katkı. Bunları takip etmek lazım.
GK- Pandemi döneminde kasabasıyla, köyüyle ilişiği olanlar ile benimde tanıdığım birkaç kişi geri dönüş yaptı. Şehri terk ettiler. Bunlar gittikleri yerlerde kalıp, toprağı yeniden işleyip tarımla ya da hayvancılıkla uğraşmaya başladılar. Hayvancılıkta da genellikle süt veren hayvanlar tercih edildi. Çünkü, süt çok temel bir malzeme. Süt ürünleri de öyle. Hepimizin ihtiyacı olan bir gıda. Şimdi, üniversite mezunu gençler ki her ne konuda okumuş olursa olsunlar geleceğin gıda ve tarımda olduğunu görenler geleceklerini bu yönde kurmaya başladılar. Çok da zekiler, dil biliyorlar. Ailelerinden de destek görüyorlarsa onların önü çok açık. Bu konuda Türkiye hızla toparlanabilir, tarım yükselebilir. Şu anda iyi bir durumda mıyız? Hayır, değil. Şimdilerde bir patates mevzu var. Bir sene önce patates soğan kıtlığı varken bu sene bolluğu var. Eskiden biz bunları çuvalla alırdık. Kışlık patates, soğanımızı koyardık. Evlerimizden hiç eksik olmaz. Hatta bugün yine Urla Pazarı’ndan aldım. Ama ne yapıyorum, 4 kilo, 5 kilo alıyorum. Oysa patates pek çok yemeğin ana malzemesi. Olmazsa olmazlardandır. Hayat kurtarır. Dünyada açlığa karşı çare olabilecek gıdaların başında geliyor. Fakat, bizde istenilen değere oturtamadık.

BK- Aslında tarım ve gıda politikaları siyaset üstü olması lazım. Çünkü, dünyada 2 milyar aç insan var. Adil ve güvenilir gıda sorunu var. Bunlar varken pek çok şeyin farklı düşünülmesi lazım. Gıda politikaları ne bir kişiye, ne bir gruba, ne bir ülkeye ait olmaması lazım. Dünyaya ait ortak kararlar olmalı. Hemen bir örnek vereyim; pandemide Almanya kuşkonmaz ile ilgili bir sıkıntı yaşadı. Biliyorsunuz Almanya’da kuşkonmaz çok tüketiliyor. Üretimi de çok fazla. Ama Almanya’daki kuşkonmazı üreten üreticiler Doğu Avrupa ülkelerinden Almanya’ya giderek çalışıp o kuşkonmazı üreten kişiler. Ve ülkeler arası geçişler durduğu için Almanya’da kuşkonmaz üretimi dip yaptı. Ama bu bize yaradı. Bu defa Türkiye’den Almanya’ya kuşkonmaz gönderildi. Belki kuşkonmaz çok elzem bir konu değil ama bu ve benzeri durumlardan da dolayı tarımı çok farklı bir şekilde düşünmeliyiz. Ben bir kişiye, bir kitleye ait olmaması gerektiğini düşünüyorum. Hatta tüm ülkelerin katıldığı bir grup tarafından tarım politikaları oluşturulmalı diyorum.
GK- Tabii. Susuzluk var, kuraklık var, göller kuruyor. Yeraltı suları yok oluyor. Bir de yanlış tarım politikaları doğayı ve toprağı mahvetti. En son 4 sene önce Konya Karaman civarına gitmiştim. Orası buğday ambarımız bizim. Görünce gözlerim yaşardı. Dekarlarca alana mısır ekilmişti. Oysa orası mısır üretimine uygun bir yer değil. Mısır su ister, nem ister. Mısırları sulamak için bütün yer altı suları çekildi. Haberlerde görüyoruz devasa obruklar oluşuyor ovada. Çünkü ovanın altı kurudu. Şimdi bunu nasıl geri getirebileceğiz. İşte bunun için bütün dünyanın birlikte hareket etmesi gerekiyor. Dünyanın en büyük göllerinden Aral Gölü kurumuş mesela. Bu nasıl bir şey!
BK- Su ve gıda tüm dünyanın ortak sorunu.
GK- Su artık israf edilmemeli.
BK- İsrafta çok önemli bir konu. İsrafla ilgili ciddi sorunlarımız olduğuna inanıyorum.
GK- Bu konuda STK’ların çeşitli kurumların katıldığı sosyal sorumluluk projeleri yapılmalı. İsrafa dur denilmeli, suyun kıymeti bilinmeli ve tüketici değil üretici olunmalı. Bir de çok şekilciyiz. Çok şükür ki Urla’daki pazarlarda görmüyorum ama İstanbul’da yaşadığım yıllarda görüyordum; kerevizlerin ne sapı var var ne kökü, pırasaların saçakları kesilmiş hatta soyulmuş vb. Bunlar da israf aslında. Çünkü bitki böylece suyunu, vitaminini kaybediyor. Siz eve içi bomboş bir şey götürüyorsunuz. Toplumun tüm halkaları eğitilmeli ve bilinçlendirilmeli.
BK- Bu bir zincirin halkaları gibi. Zincir koptuğu zaman artık o zincir tamamlanmıyor. O yüzden zincirin asla kopmaması lazım.
GK- Mesela kooperatifçilik bu zinciri sağlamlaştıracak halkalardan biri olabilir mi?
BK- Taa Atatürk zamanında onun önderliğinde oluşturulan bir kooperatifçilik fikri var. TARİŞ diye bir devimiz var. Dünya çapında bir dev. Şimdi de ciddi çalışmalar var. Devlet tarafında da Kooperatifçiliğin yaygınlaştırılması için ciddi çalışmalar var.
GK- Trakya ve Çukurova da yine iki büyük örnek değil midir aslında…
BK- Kesinlikle öyle. Ama şuna inanıyor ve dikkat çekmek istiyorum. Bir köyde 5 tane kooperatif değil de bir tane kooperatif olsa daha güzel olmaz mı?
GK- Her köye bir tane yeter aslında.
BK- Çünkü, kooperatifçiliğin en önemli özelliği maliyetleri düşürmesidir. Güçlü olursanız maliyetler düşer. Satışınız rahat olur ve satışınızdan da iyi para kazanırsınız. Ben köyleri sıkça geziyorum. Mesela köyde 4 kahve var, 4 tane kooperatif var. Olmaması lazım. Belki bizim de hatalarımız var, belki benim gibi insanların daha doğru anlatması lazım.
GK- Sanıyorum biz dağılmışız ve tekrar toplanmamız lazım. Tarlalar da öyle değil mi? Tarlaların birleşmesi lazım. Daha verimli ürün almamız için bu gerekiyor.
BK- Arazi toplulaştırmaları çok önemli. Ama teknik bir adam olarak söylemeliyim ki bizim dünyamızın büyük üreticiye olduğu kadar küçük üreticiye de ihtiyacı var. Aslında bu birbirini dengeleyen bir şey. Sırf büyük üretici ya da küçük üretici olursa bu iyi değil. Ülkemizde şu anda biraz küçük üreticiye muhtaç bence.

GK- Tohum takaslar bu yüzden başlamadı mı? Atalık tohumları kaybetmeyelim diye. Domatesler, salatalıklar, kabaklar, karpuzlar artık her neyse devam etsin diye… O yüzden küçük üretici bu anlamda da değerli. Onlardan alış veriş yapalım ki yaşasın, yaşamaya devam etsin. Bizler aldıkça kazansın ki kazandıkça zaten ona yatırım yapacak.
BK- Bir diğer önemli hususta pazarlamayı ve markalaşmayı beceremiyoruz. Küçük üreticiyi, kooperatifi geçtim, bizim büyük üreticilerimiz bile markalaşmada büyük sıkıntılar yaşıyorlar. Dünya çapında markalaşmış Türk ürünleri istiyorum. Paketlenmiş, ambalajlanmış tarım ürünleri istiyorum. Ya da tarım ürünlerinden elde edilmiş ikincil, üçüncül ürün olarak satılan ürünler istiyorum. Bunlar olursa her kesim para kazanır.
GK- Önemli bir noktaya değindin. Peki, markalaşma sürecine nereden başlanılmalı?
BK- Marka ürünün kendisi değildir. Marka bir algıdır. O ürünü nasıl algıladığımız, o ürünün nasıl algılandığıdır. O nedenle algı yönetimini çok iyi yapmamız gerekiyor. Ben genç ziraat mühendisi arkadaşlarıma önce siz kendi markanızı yaratmalısınız. Siz marka olmalısınız ki ürünleri de markalaştırabilesiniz. Ziraat mühendisi olmaktan gurur duymaları gerekiyor.
GK- Sen ziraat mühendisisin ama aynı zamanda uzmanlık alanlarından birisi de bağcılık…
BK- Evet, bağcılık ve birkaç uzmanlaştığım alan daha var.
GK- Her ziraat mühendisinin bir veya birkaç tane uzmanlaştığı branş mı olur?
BK- Aslında uzmanlaştığı bir alan olmalı. Tıp alanında dahiliye, hariciye, kbb gibi uzmanlık alanları var. Biz de her şeyi bilemeyiz. Her sene yeni bir şey çıkıyor. Ben bağcılık ve zeytin üzerine uzmanım ama benim başka ilgi ve merak alanlarım da var. Belki ticaret borsasına girene kadar pek bir şey bilmiyordum. Burada öğrendim ve bilgilerimi pekiştirdim. Şunu söyleyebilirim ki Türkiye’de ticaret borsaları tarımı destekleyen en önemli saç ayaklarından birisi.
GK- Üreticinin yanında yer alması, onu takip edip desteklemesi, ürün alımı gibi alanlarda mı faaliyet gösteriyor ticaret borsaları?
BK- Bence borsanın en önemli işlevi tarım ve gıdada ülkeye ekonomisine de zarar veren merdiven altı dediğimiz şeyin önüne geçmesi. Her şey kayıt altında oluyor. Fiyatlar burada oluşuyor. Bunlar gerçek fiyatlar ve bunlar çok doğru şeyler. Güzel bir sistemimiz var. Şöyle bir örnek vereyim; Karaburun sultaniye çekirdeksiz üzümünü yaşatmak için Karaburun’a İzmir Ticaret Borsası olarak bir bağ yaptık. Orada 10 yıldır bağa bakıyoruz, ben ve Manisa Bağcılık’tan arkadaşlarla budamasını yapıyoruz, oradan aldığımız çubuklarla Manisa Bağcılık bize Fidan üretiyor ve biz o fidanları Karaburun’a dağıtıyoruz. Hem de ücretsiz.
GK- Ne kadar güzel. Şahane…

BK- Başka bir projemiz daha var. Tüm Ege bölgesinde bağ alanlarını ben ve iki ziraat mühendisi arkadaşımla üçümüz tüm bölgeyi dolaşıyoruz ve bağcılara danışmanlık yapıyoruz.
GK- Hem de ücretsiz danışmanlık yapıyorsunuz. Şahane bir hizmet.
BK- Evet, İyi bir hizmet verdiğimizi düşünüyorum. Belki, isteseniz de parayla alamayacağınız bir hizmet bu. İzmir Ticaret Borsası olarak bir de Tarım Teknoloji Merkezi diye bir projemiz var bu da bence gelecek vaad eden bir proje. Tarımı teknoloji ile birleştirerek hem maliyeti düşürürsünüz hem satışı kolaylaştırırsınız hem de gençleri tarıma geri çekebilirsiniz. Tarımın geleceği artık “Tarımda Dijitalleşmede”. Ayrıca Borsa Akademi diye başka bir projemiz daha var. Bu projede de üye firmalara ve çalışanlarına eğitimler, tarım ve gıda sektörüne eğitimler ve farklı çalışmalar yapıyoruz. Burada sayamaya zaman yetmez o kadar önemli çalışmalarımız ve projelerimiz var ki. Bunları hepsini İzmir Ticaret Borsası internet sitesinden inceleyebilirsiniz.
GK- Çekirdeksiz sarı üzüm çok değerli bir ürün. Daha çok Manisa tarafında yetiştiriliyor galiba. Şimdi Karaburunlular da üreticiler arasına katılıyor galiba.
BK- Karaburun’daki daha farklı. Karaburun Sultani çekirdeksiz üzümünün çok farklı bir aroması var. Kuru üzümü ya da yaş üzümü yedikten sonra farkı daha iyi anlayacaksınız. Hatta size bir de fidan hediye edeyim.
GK- Benim asmalara da su yürümeye başlamış. Yeri gelmişken sorayım. Bu sene biraz erken mi budama yapacağız. Su yürüyünce budayın derler ya! O nedenle sordum.
BK- Bu yıl bağlarda 20 gün civarında bir erkencilik var. Ama ölümsüz bitki diyoruz ya, gerçekten ölümsüz. Kuruyor ve tekrar canlanıyor. Bitkiler çok değişik. Bizim onların dilinden anlamamız gerekiyor. Bitkiler doğruyu, yanlışı, geleceği her şeyi gösteriyor. Ben buyum diyor. Sen bu yıl böyle bir şey yaşayacaksın diyor. Ama onu iyi okumamız lazım.
GK- Sen böyle söyleyince aklıma bir şey geldi. Birkaç sene önceydi. Alaçatı ya da Çeşme’de deniz kenarındayız. Eski akademisyen, öğretim görevlisi yaşlıca, amca diyebileceğim birisiyle tanıştık. Ayaküstü konuşurken konu bir anda hayata bağlanmak konusuna geldi. Sohbet sırasında eşim amcaya “Maşallah ne kadar dinç görünüyorsunuz” dedi. Amca şöyle dedi; “ ben fidan yetiştiriyorum. Her sene ya çekirdekten ya da fidan olarak erik olabilir, limon olabilir, kayısı olabilir bir meyve ağacı dikiyorum. O sizi öyle bir bağlıyor ki, yapraklandı, uzadı, budadım, aşıladım, 4-5 seneye torunlarda meyvelerinden yer derken o fidanla beraber sen de hayata bağlanıyorsun.” O kadar etkilendim ki… Bizi doğaya bağlayan şeyler gerçekten bunlar. Bir tohum ekiyorsun, onlar çimleniyor, büyüyor fidan oluyor, fidanlar büyüyor meyve veriyor, meyveyi topluyorsun. Arada çiçek açıyor. Mevsimlerle beraber yaşam sevincini onlarda buluyoruz. Halen bakamayanlar varsa böyle de bakmak lazım.
BK- Üzüm, zeytin, incir, nar, hurma bütün kutsal kitaplarda geçen meyveler. Kutsal meyveler. Tohum çimlenmeye başlıyor. Göğe doğru uzanıyor. Alttan gücünü alıyor, yukarıya veriyor. Bütün bitkiler alttan güç alıp yukarı doğru veriyor. Bir yerde biz de öyle değil miyiz? Yani biraz felsefe yönünden de bakmak lazım ki mutlu olalım.
GK- Böyle bakarsak kıymetini de biliriz. Kıramayız, dökemeyiz, çöpe atamayız. Kıymet bilmek böyle bir şey! Emek verdiğin bir şeyin kıymetini bilirsin ve o değerlidir.
BK- Biz kıymet veriyoruz ve dünyanın en değerli, en kaliteli ham maddesini üretiyoruz. Anadolu’nun tarım ürünleri… Ve biz bu tarım ürünlerini sanayiye dönüştüremiyoruz. Ve biz para kazanamıyoruz. Ne kadar yazık! Bu kadar değerli tarım ürünleri üretiyoruz ama çuvallarla, bidonlarla satıyoruz.
GK- Senelerdir çeşitli yerlerde hep zeytin ve zeytinyağı festivalleri, şenlikleri, kongreleri yapılır ve her sene gündeme getirilir bu konu. Dökmeye satıyoruz zeytinyağımızı. Yurt içindeki tüketim hala çok düşük! İstenilen seviyelere gelemedi maalesef. İç pazarda senin verdiğin Tariş örneği var ama dış pazarda yokuz. Halbuki üretim fazlamız var. Şişeli ve markalı olarak dış pazarlara sunmamız gerekiyor. Oysa tonlarca zeytinyağını tankerlerle İtalya’ya gönderiyoruz. Orada bunlar şişeleniyor, markalanıyor ve kendi yağlarıymış gibi Japonlara satılıyor.
BK- Bu neden kaynaklanıyor? Çünkü, bizler iyi insanlarız… 🙂 Bizim de markalaşmamız lazım. Yaptığım 500 canlı yayında konuştuklarım arasında güzel uygulamalar yapanlar var. Ama yenilikler getirmemiz ve teknoloji ile birleştirmemiz lazım.

GK- Ambalajından, isminden logosuna kadar, nasıl üretilip nasıl satıldığına kadar uzanan bir süreç. Bir de coğrafi işareti konuşalım istiyorum. Şimdi Urla enginarı da coğrafi işaret aldı. İzmir’de başka hangi ürünler coğrafi işaret aldı?
BK- İzmir Ticaret Borsası olarak Urla Sakız Enginarı, Ege İnciri, Ege Pamuğu, Ege Sultani Çekirdeksiz Üzümü coğrafi işaret aldı. İlk aklıma gelenler bunlar. Farklı kurumların diğer bazı ürünler için de hala başvuruları mevcut. Bunun şöyle bir önemi var. Coğrafi işaretle o ürünü aslında tescilliyoruz. Bu şu anlama geliyor; Elimde gördüğünüz bu şey, burada üretilir. Burada üretildiğinde de özellikleri bunlar, bunlardır. Ama bunu alıp başka bir yerde üretirseniz özellikleri böyle böyle olur diyoruz. Aralarındaki farkın burada üretilmesi olduğunu söylüyoruz.
GK- Coğrafi işaret başvurularını kimler yapabiliyor? Şahıs olarak da yapılabiliyor mu?
BK- Coğrafi işaret başvurularını kurumlar yapıyor. Borsalar, odalar, belediyeler, kooperatifler gibi kurumlar. Bunun ticari olmaması lazım. Bu bakımdan kişilere bu imkanın tanınmaması doğru bir yaklaşımdır.
GK- Epey de coğrafi işaret alındı. Kastamonu Taşköprü sarımsağı…
BK- İzmir Boyozu
GK- Malatya Kayısısı, Anzer Balı… Biz Türkiye olarak dünyada ürünlerimize sahip çıkmak, yerel ürünlerimizi dünyanın da bilmesi adına bunlar önemli. Anadolu’da bizim yoğurtlarımız, peynirlerimiz, tarhanamız var. vs. vs. Yerel ürünler demişken şimdi biraz da “Slow Food”a değinelim istiyorum. Bu da önemli bir konu. Slow Food oluşumunda da pek çok bölgede temsilcileri var. Onlar da bunun için çabalıyorlar. Belki biraz daha aktif olup sesimizi duyurmamız gerekiyor. Bunları yaparken aynı zamanda ve paralel bir şekilde yürütmeliyiz. Sürdürülebilirliği sağlamamız lazım.
BK- Yerel ürünlerin önemini bilerek yerel üreticiye bir şekilde destek olmamız lazım. Tarımın para kazanabilmesi için bana göre agro turizme de girmemiz lazım. İngiliz türü agro turizm var. Hani gelip bahçeden toplayıp, parasını ödüyorsunuz. Agro turizm ülkemiz için mükemmel bir sistem olabilir. Bodrum, Kuşadası, Marmaris gibi birçok yer pandemiden etkilendi. Şimdi agro turizme yöneliyorlar. Bunu bir kenara bırakalım. Slow Food hareketinin Terra Madre 2022 fuarı İzmir’de yapılacak. Belediye Başkanımız Tunç Soyer ve eşi Neptün Soyer çok uğraşıyorlar ve çabalıyorlar. Dünya bunu kendine almak isterken biz aldık ve İzmir’de yapılıyor. Ne kadar değerli. Bir İzmirli olarak gurur duydum. Bu tür oluşumlar hayatın ve dünyanın devamlılığı için gerekli. Kıymetini bilip gereken önemi vererek değerlendirmemiz lazım.

GK- Zincirden bahsetmiştik ya! İşte bunlar zincirin halkaları. Hepsi birlikte kopmadan hareket etmeli ki bütün bunlar olabilsin. Bir de tarımda sulama konusu var.
BK- Son zamanlarda çok konuşulan ve benimde çok üzerinde durduğum, susuzluk, kuraklık, iklimsel değişiklikler… Bizim evlerimizde suyu kontrollü kullanmamız önemli ama en büyük sorunumuz tarımda vahşi sulama dediğimiz tarla sulaması yapmamız. En büyük kayıp burada oluşuyor. Önüne geçilmesi lazım. Artık dünyada üstü kapalı barajlar yapılıyor, toprak altı barajları. Biz ülkemizde açık barajlar, açık sulama sistemleri ile ilgili çalışmalar yapmalıyız. Üstü kapalı sulama sistemleri çok önemli.
GK- Buharlaşmayla, su kanalları ile kaybediyoruz suları… Kapalı baraj, açık sulama kanallarının kapatılması vs. DSİ’ye mi aittir?
BK- Sanırım öyle. Ama bildiğim kadarıyla bunlarla ilgili devletin girişimleri var. Üstü kapalı barajlarla ilgili çalışmalar var. Bu önemli bir gelişme.
GK- Damla sulama çok güzel bir sistem ve artık cep telefonundan bile yönetebiliyorsunuz. Tarım 4.0 mesela. Toprağın suya ihtiyacı olduğu zaman su vermek, ihtiyaç yoksa vermemek. Benim çocukluğum Adana’da geçti. Kocaman bir bahçede yüzlerce portakal ağacımız vardı. Motorla çıkartılan yer altı suyuyla sulanıyordu. Kocaman bir havuz vardı. Babam ağaçların arasında çapalarla kanalları açardı ve havuzdaki suyu salarak salma sulama yapardı.
BK- Vahşi sulama adı gibi işte. Bundan vazgeçmek gerekiyor.
GK- Sulama suları, tatlı su çok değerli. Hani filmler yapılıyor, Su Savaşları vs. bu gidişle gerçek olacak.
BK- Dünyada savaşların çıkma sebeplerine baktığımızda 4 neden görüyoruz. Toprak, enerji, su ve gıda. Anadolu bu 4 nedeni de içinde barındırıyor. Ama artık gençler bunların farkındalar ve çalışıyorlar. Çok güzel şeyler yapıyorlar. E ticaret siteleri yapıyorlar. Agro turizmle ilgilenip bağlantılar yapmaya çalışıyorlar. Şunu da söylemek isterim. Köyden şehre göç edenleri özellikle gençleri tekrar köylere tarıma nasıl çekebiliriz diye düşünmek lazım. Tüm dünyada gençler tarımdan kaçıyor. Bir örnek vereyim. Çin’de de böyle bir problem var. Birkaç yıl araştırıyorlar ve bir proje geliştiriyorlar. Proje şu: Çiftçi kökenli 3 kız 3 erkek buluyorlar. Bunları sosyal medya fenomeni yapıyorlar. Onlar kendi yaşamlarını sosyal medyada paylaşmaya başlıyorlar. Onlara Çin’in büyük firmaları sponsor oluyorlar. Yani bu 6 kişi hem çiftçilikle hem de sponsorlarla para kazanıyor. Bu proje ile Çinde projenin başladığı zamanla şimdi arasında köylerden kaçma oranında ciddi düşüşler var. Çok akıllıca.
GK- Gerçekten de öyle. Ben de çok beğendim.
BK- Tarım firmaları, gıda firmaları şunu yapıyorlar. Kendi çalışanlarından sosyal medya fenomeni çıkarıyorlar. Bunların üzerinden yürüyorlar. Türkiye’de bunu yapan 2-3 firma var. Ama bunları yapmamız lazım.

GK- Bizim Barbaros Köyü’ndeki festivalin çıkış konusu bu. Köyler terkedilmesin, yaşanmaya devam edilsin, gençler köyünü bırakıp gitmesin. Köyünde zaten bir sürü tarla, zeytinlik arazi var. Bunlar boş kalmasın işlensin. Köylü tekrar köyüne sahip çıksın üretim yeniden başlasın diye korkuluklar – Barbaros Köyü deyişiyle oyuklar – biz gidelim de köylüleri çağıralım. Tarlaya kargalar bile gelmiyor. Biz kimi korkutacağız, gelin çalışın, ekip biçin diye… Bu oyuk festivali böyle çıktı. Komitesinde de olduğum için çok iyi biliyorum. Önceleri pek umutları yokken 1.si, 2.si… Pek çok insan katıldı, dışarıdan da çok gelen oldu. Bu sefer stand kapma yarışı olmaya başladı. Ve o standlarda köylüler kendi ürettiklerini kendileri satmaya başladı. İmece gerçekleşti festival. İlkini 2016’da yaptık. Şimdi 2021’de burada bir kooperatif kuruluş aşamasında. Köyün gençleri artık gerçekten de tarlalarını ekmeye biçmeye başladılar. Buğday, karakılçık, susam ekiliyor. Zeytine, zeytinyağına önem de arttı bir taraftan. Evlerde kadınlar daha fazla salça yapıyor, tarhana yapıyor ve bunları bir şekilde satıyor. Burada keçileri olan bir hanım var. O eçilerini çoğalttı. Keçi peyniri yapıyor. İnan siparişleri yetiştiremiyorum diyor. Yerel ürünlere sahip çıkma, devamlılığını sağlamak, sürdürülebilirlik tekrar üretime dönüş için önemli. İnşallah, pandemiden sonra bu yerel festivallere her yerde devam edilecek. Bunlar teşvik edici etkinlikler. Yeter ki, gerçekten amacına ulaşıp, tarımla ve yerellikle alakalı olarak kalsın. Ranta dönüşmesin.
BK- Biraz bilinçle de alakalı. İnsanların bilinçli davranıp dikkatli olmaları lazım. Bizim ışığımız, yolumuz bilim. Bilim yolunda yürüdüğümüz zaman her şeyi başarırız. Yeter ki bilimden sapmayalım. Çıkışımız bilimde.
GK- Akıl, bilim, teknoloji… Çalışmak, üretmek… Başaracağız.
BK- Bu arada Oyuk Festivali’ni bende çok beğeniyorum. Çok güzel günlerdi. Yine gelecek o günler. Enginar Festivali, Ot Şenliği, Oyuk Festivali. Bunlar sayesinde otlar tanınıyor, sakız enginarı tanınıyor, oyuk ne anlama geliyor biliniyor. Bu festivaller sayesinde bilinç de artıyor.
Bu arada ekşi mayamız kalmadı. Galiba 3 yıl önce sizden almıştık. Bir ara yazlığa gittiğimizde dolapta bozuldu maalesef. Bilginiz olsun.
GK- Bende ekşi mayan her zaman hazır. Zaten hep tazeleyip çoğaltıyorum. Benden çok fazla ürün almak isteyenler var. Havaların biraz daha düzelmesiyle artık ben de üretime ve satışa geçeceğim.
BK- O kadar yanlış uygulamalar yapıp ürün satanlar var ki, bu nedenle sizin gibi kişilerin üretim satması çok önemli .
GK- Üreticinin güvenilir olması, bir standart yakalamış olması, bir bilgiye ve tekniğe dayalı üretim yapması çok önemli. Bana gelirsek, usta eğiticiyim, ustalık belgem var, hijyen belgem var, hepsini usulüne uygun yapıyorum. Son derece butik olacak. Az öz olacak. Yakalayabilen, mevsimi geldikçe ürettiklerimden isteyenler alabilecek. Artık kaçıranlar bir daha ki seneyi bekleyecekler. Havaların uygun hale gelmesiyle Mayıs gibi bahçede özel gruplara yemeklere de başlayacağım.
BK- O halde bahçede görüşmek üzere diyelim.
GK- Bahçede görüşmek üzere.
BK- #gelecektarımda

error: İçerik Korunmaktadır!